İNSAN YÖNETİMİNDEKİ EN ÖNEMLİ DÜŞÜNCE TUZAKLARI
Yazan: Faruk Türkoğlu
Düşünce tuzaklarının bir bölümü, Osmanlı’nın gerileme dönemine girmesinden bu yana insanımızın elini kolunu bağlıyor. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki heyecanın daha sonra sönmesi ile eski kötü alışkanlıklarımızın bir bölümü bugün tekrar devreye giriyor.
İnsanımız yurdunu çok sevdiği halde ekonominin hızlı gelişmesini sağlayacak bir düşünce zenginliğini, enerji ve dinamizmi hayata geçirmekte zorlanıyor. Umutlarımızı ve hayallerimizi gerçekleştirmek isterken, bazen düşünce tuzaklarına yakalanıyor, bazen de çıkmaz sokaklara sapıyoruz. Olumlu duygularımızı, eyleme dönüştürürken hata yapıyor, zaman kaybediyoruz. Daha 1979 yılında kişi başına milli geliri Türkiye’nin gerisinde olan Güney Kore’nin 28 yılda Türkiye’ye iki tur bindirmesi, hepimizi üzüyor ama tuzaklardan kurtulmayı da beceremiyoruz.
İçine düştüğümüz düşünce tuzaklarının bir bölümü, Osmanlı’nın gerileme dönemine girmesinden bu yana insanımızın elini kolunu bağlıyor. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki heyecanın daha sonra sönmesi ile eski kötü alışkanlıklarımızın bir bölümü bugün tekrar devreye giriyor ve gelişmiş ülkelerin ortalama refah düzeyine ulaşmamızı zorlaştırıyor.
Bireylerin, şirketlerin ve tüm ekonominin gelişmesini engelleyen bu tuzakların bir bölümünü sayfadaki diğer yazılarda ele aldım. Diğerlerini de aşağıda bulacaksınız:
Dış dinamiklere bağımlılık: 300 yıl süren bir duraklama ve gerileme dönemi toplumun gelişmesinin itici gücü olan iç dinamizmin kaynaklarını tamamen kuruttu. 160 yıldır reformların büyük çoğunluğu dış baskıların sonucunda yapıldı. Toplum her dönemde yabancı kültürlerin ürünü olan siyasi, sosyal ve ekonomik reformlara karşı direnç oluşturdu. Bu direnç, reformların başarısını sınırladı. Son 20 yılda yapılan reformların neredeyse tümünün IMF ve AB’nin zorlaması ile yapılması ise ekonomi ve siyasetteki istikrarsızlık ve kırılganlığın en önemli nedeni oldu. Türkiye dış dinamiklerle reform yapma tuzağından kurtulduğunda atılım potansiyelini daha kısa sürede hayata geçirecek. İç dinamiklerin harekete geçirilmesi sürdürülebilir bir hızlı büyüme ivmesini yakalanmasını sağlayacak.
Sınırsız kaynak yanılgısı: Osmanlı dönemi yöneticilerinin büyük bölümü, kamu kaynaklarının sınırlı olduğunu, bu kaynakların en akılcı şekilde kullanılması gerektiğini bilmezden gelirdi. Sarayın önde gelenleri, padişahı "Sultanım! Bu Devlet-i Aliye’de hazine ve mala zahmet çekilmez..." telkini ile israfa yönlendirirdi. ve vergi gelirlerinin artmadığı bir ortamda, aşırı harcama bütçe açıklarına yol açıyordu. Günümüzde de neredeyse tüm toplum kesimleri ve sivil toplum kuruluşları devletten, bir üretkenlik artışı sağlamadan destek ve yardım talep ediyor. Harcamalar artınca Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yılları dışta tutulursa, yüzyıllardır bütçe açıklarından ve borçlanmadan kurtulamıyoruz.
Rekabet düşmanlığı: İmparatorluk döneminde, bireylerin başkasını geçmek için daha çok çabalaması hırsın ve açgözlülüğün bir belirtisi olarak mahkûm edilmekteydi. Daha çok üretmek ve satmak için yarışmaya iyi gözle bakılmayınca, ekonominin bir bütün olarak rekabet gücü de zayıf kaldı. 12. yüzyılda, Feridüttin Attar, esnafa "Çarşıya herkesten sonra git, yine herkesten önce dön..." diye öğüt veriyordu. Evliya Çelebi de rekabeti arkadaşını çelmelemek olarak tanımlıyordu. 21. yüzyıla girmemize rağmen, rekabetin erdemlerine henüz alışamadık. Belirli bir kalitedeki malı ucuza satanlar, rakipleri tarafından eleştiriliyor. Fiyat anlaşmaları, rekabetin artmasını ve enflasyonun gerilemesini engelliyor.
Kestirme yollar arayışı: Başkalarının sabırlı ve azimli bir çalışma ile ulaştığı noktaya, kestirme yollardan ulaşma arzusu yüz yıllardır toplumsal düzeni bozuyor. Üretim artışı ile normal kazanç sağlama yollarının uzun süren atalet dönemi nedeni ile kapalı olması, kısa ve çoğu kez gayrimeşru yollardan amaca ulaşma dürtüsünü canlı tutuyor. Osmanlı döneminde definecilik, güç sahiplerine kapılanma, tefecilik gibi yollar öne çıkarken, son dönemde rant avcılığı, yandaşları kayırma ve hortumculuk gibi kara yöntemler kullanılmaya başlandı. Dürüstlükte direnenlerin bir bölümünde ise sorunları kırıp-sarma yöntemi ile kısa sürede çözme yollarının denenmesi ise, işleri daha da karıştırdı.
Vasatlık geleneği: İçinde yaşadığımız ailevi ve sosyal ortamın beşikten mezara kadar vasatlığı ve ortalama verimi dayatması, düşük performansın ve gevşekliğin önemli nedenlerinden biri oldu. Okulda arkadaşlarından “Beşten şaşma, altıyı aşma” öğüdünü alan çocuk, büyüyüp askerlik görevini yaptığında ve bir işe girdiğinde ise “Fazla öne çıkma!” uyarısı ile hep vasat bir performansa zorlandı. Toplumda vasatlığa isyan edip en mükemmeli hedefleyenlere saf ve naif kişiler gözüyle bakıldı. Toplum çoğunluğunun başarıyı takdir etmek yerine başaran azınlığı sıradanlığa doğru çekme, bazen de engelleme çabaları, ekonominin büyüme hızını hep yerlerde süründürdü.
Adam etme tutkusu: İnsanlarımızın bir bölümünün, kendilerini başkalarını adam etmeye adaması, her dönemde işleri karıştırdı. Kendi düşük bilgi ve beceri düzeyini artırarak topluma yaralı olmak yerine, çevresindekileri doğru yola getirmek isteyenlerin zaman zaman şiddete başvurmaları, çekişmeleri ve çelişkileri artırdı. Bu gerilim ve kavga ortamı toplumun toplam bilgi stokunun yükselmesini önledi, üretime ayrılacak zamanın boş tartışmalara harcanmasına yol açtı.
Negatif düşünce alışkanlığı: Düşünce tuzaklarının yol açtığı ekonomik duraklamanın doğal ürünü karamsarlık ise insanları umutsuzluğa, çaresizliğe ve en sonunda atalete sürükledi. Bu karamsarlığın en iyi örneği, AB üyesi ülkelerde yaşayanların yüzde 50’yi aşan bir bölümünün ileride Türkiye’nin AB’ye gireceğini düşünmesi, bu oranın Türkiye’de ise yüzde 26’da kalması oldu.
Türkiye’nin genç kuşakları, düşünce tuzaklarından, ön yargılardan ve peşin hükümlerden kurtulup, özgüvenlerini tekrar kazandığı takdirde, 200 yıldır hedeflediğimiz, çağdaş uygarlığa ulaşmak bir hayal olmaktan çıkacak. Biz kendimize koyduğumuz engelleri ortadan kaldırdığımızda hiçbir güç Türkiye’nin demokrasi ve barış ortamında hızlı büyümesini engelleyecek gücü kendilerinde bulamayacak…
KENDİNİ DOĞRULAYAN İNANÇ KISIR DÖNGÜYE YOL AÇIYOR
Bir genç “Kimse beni sevmiyor!” düşüncesine kapıldığında çevresinde uzaklaşır ve içine kapanır. Kendisini sevmediğini düşünen insanlara soğuk davranmaya başlayan genç insana, karşısındakiler de doğal olarak ilgi göstermez. Bu ilgisizlik, gencin ilk düşüncesini daha da pekiştirir…
Bir yönetici şirketinde ortaya çıkan sorunların tek kaynağının hükümetin para politikası olduğunu düşündüğünde, şirketi yeniden yapılandıracak önlemleri ihmal eder. Bu ihmal, şirketi iyice darboğaza sokunca, umutsuzluğu daha artar. Bir ülkenin insanı “Bu millet adam olmaz” diye düşündüğünde, kendisi de zorlukları aşmak için bir şeyler yapmaya gerek duymaz ve köşesine çekilir. Atalet yaygınlaştığında, işler gerçekten daha kötüye gider, karamsarlık ve çaresizlik duyguları yaygınlaşır.
Önde gelen bilim adamlarının ve kanaat önderlerinin ikide bir kriz lâfı ettiği ekonomilerde, işleri iyi giden pozitif girişimciler bile ister istemez, kriz beklentilerine göre pozisyon ve karar alır. Bu tür kararlar kurları ve faiz oranları yükseltince, hiç neden olmadığı durumlarda bile krizin ayak sesleri duyulmaya başlar…
Amerika’da ırkçılar, geçen yüzyılın 60’lı yıllarına kadar "Beyaz ırk, siyahlardan daha zekidir” ön yargısının etkisi altındaydı. Bu yanlış görüşün etkisiyle ırkçılar, güçlü oldukları bölgelerde, siyahların çocuklarına hak ettikleri eğitimi vermedi. Eğitimi yetersiz kalan çocuklar testlerde düşük sonuçlar alınca da” İşte biz haklı çıktık” dediler. Fırsat eşitsizliğinin sürekli mücadele ile azaltılması ve önyargıların zayıflaması ile siyahlar, hayatın her alanında başarılı olunca bu kof inanç etkisini yitirdi.
Amerikalı sosyolog Robert K. Merton’ın “kendi kendini doğrulayan kehanet” (self-fulfilling prophecy) diye adlandırdığı bu sosyal olgu, önemli bir düşünce tuzağıdır. Bu tür düşünce ve kehanetin başlangıcı çoğu kez bir ön yargı veya peşin hükümdür. Bazen de bilimsel olmayan veya gerçeklikle sınanmamış düşünceler bu kısır döngüyü başlatır. Türkçemizdeki “Bir şeyi kırk kere söyledin mi, olur” sözü de aynı olgunun tüm toplumlarda yaşandığını gösterir.
Kendi kendini doğrulayan inanç tuzağına düşmemek için, doğru gibi görünse de her düşüncenin analitik ve eleştirel aklın süzgecinden geçirilmesi gerekir. Kendine, insanına ve ülkesine güvenen kişiler, tembellik, düşmanlık ve şiddet üreten kısır döngülerden daha kolay kurtulabilir. Özgüvenin sağladığı azim cesaret ve tüm insanların saygıyı hak ettiği inancı, kendi kendini doğrulayan inancın uğursuz döngüsünü kırar. Risklerin farkında olarak gerekli önlemleri alan ama hayata daima pozitif bakanlar da bu düşünce tuzağına kendini kaptırmaz.
GEÇMİŞE SAPLANMAK BİZİ GELECEKTEN KOPARIYOR
Her ülke insanının ve her kültürün zamanı algılaması farklıdır. Amerikalının düşünce tarzı daha çok geleceğe yöneliktir. Onlar zamanı ileriye yönelen bir çizgi gibi düşünür. İspanyollar, bugünü yaşamaya önem verir. Belçikalılar ise dün, bugün ve yarının eşit derecede önemli olduğunu düşünür. Dünyada doğuya ve güneye doğru gidildikçe zamanı dairesel boyutta düşünme ve geçmişe yönelme eğilimi güçlenir. Zaman kentte, kırdan daha önemlidir.
"Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında..."
diyen Tanpınar’ın ülkesinde ise zamanın nasıl yaşandığını anlamak için kültür araştırmacısı olmaya gerek yok: Kültürümüz, bugün ve yarından çok geçmişle iç içedir. Zaman bizim için "...yekpare geniş bir anın, parçalanmaz akışı..." içindedir.
Türkiye’de son yıllara kadar geçmiş, geleceğe göre daha önemli görülürdü. Osmanlı toplumunda üretimi arttırmak ve büyümek için plan yapmak da olumsuz bir çaba sayılırdı."Sabaha sahip çıkıp, yarının fikrini çeken kurtuluş bulamaz..." denir, yarını düşünmek boş bir iş olarak kabul edilirdi. Bu gelecek kaygısızlığı da ekonomik büyümeyi ve toplumsal gelişmeyi zorlaştırdı.
Yüzyıllar boyunca, geleceği, yarının sorunlarını düşünmek için gerekli olan zamanın büyük bölümünü, geçmiş dönemlerin tartışması için harcayıp tükettik.
Küreselleşme dönemine kadar "gelecek için düşünce üretimi" olarak tanımlanan "stratejik düşünce"ye de pek yatkın sayılmazdık. Gelecek bizde belirsizlik ve risk kelimeleri ile eş anlamlıydı. Bu nedenle geleceği düşünmekten hep kaçtık. Sarkis Efendi’nin şarkısındaki “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime…” mısraı, bizim geleceğe karşı duruşumuzdaki zaafın adeta simgesi oldu. Geçmişi kendi koşulları içinde değil de, bugünün ölçüleri ile değerlendirdiğimizde ise hep yanlış sonuçlara ulaştık.
Geçmişin kültürel ve tarihsel zenginliği, bugünün sorunlarının çözümü için önemli ipuçları sağlayabilir. Geçmişin hatalarından aldığımız dersler, kalkınma yarışında zaman kaybetmemizi önleyecek. Ancak enerjimizi geçmişin tartışmaları ile harcadığımızda gelecek bizi hazırlıksız yakalayacak.
Dünyadaki değişimi algılayıp, zihinsel enerjimizin hiç olmazsa yüzde 10’unu geleceğin riskleri ve fırsatları üzerinde düşünmeye ayırdığımız takdirde geçmişi takılıp kalma tuzağından kurtulabileceğiz…
BİLİMSİZ TEKNOLOJİNİN ÇIKMAZ SOKAĞI
Osmanlıdan bugüne kadar biz hep teknoloji ithalatına öncelik verdik. Belirli bir teknolojinin öğrenilmesi için gelişmiş ülkelere eleman gönderilmesini yeterli saydık. Zengin ülkeler ürettikleri teknolojiyi Türkiye’ye yüksek bedellerle sattığı ve ileri teknolojinin sırlarını kendilerine sakladığı için kalkınma yarışında hep tur kaybettik. Sağlam ve kapsamlı bir bilimsel düşünce ve araştırma altyapısı kurmadan, kalkınmanın gerçekleşebileceği düşüncesi bizim yüzyıllar boyu geri kalmamıza neden oldu.
İlk resmi matbaanın kurulmasında 240 yıl geciktik. 1834 yılında dönemin bilimsel otoritesi sayılan Başhoca İshak Efendi yayınladığı dört ciltlik kitap, elektrik enerjisi ile ilgili keşif ve buluşları 50 yıl geriden izliyordu.
Günümüzde bu gecikmeleri eleştirenler var ama bugün de gelişmiş ülkelerin bilimsel düzeyine yetişmek için gerekenleri maalesef yapamıyoruz. İşte örnekler:
-10 yıl önceki öngörüleri doğru çıkan “Uluslararası Yarı İletken Teknolojisi Yol Haritası”na ( ITRS ) göre, bugün 100 dolara mal olan bir DRAM parçasının maliyeti 2018’de 1 dolara inecek. Diğer bir ifadeyle 11 yıl sonrasının örneğin 1000 dolarlık bilgisayarının işlem kapasitesi bugünkünün 100 katı olacak. Bu gelişme sanayide, eğitimde ve tıpta yeni bir dönem başlatacak. Nanoteknolojinin, bilgisayar dünyasında yaratacağı bu devrimi şimdilik dışarıdan izliyoruz. Yol haritasının hazırlanmasında görev alan 1000 dolayındaki uzman içinde sadece iki Türk genci var.
-CERN adlı Avrupa bilim kuruluşunun Cenevre’de yerin 100 metre e altında ve 27 kilometrelik daire şeklinde bir tünelde faaliyet gösteren Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) ile ilgili çalışmalarda Türkiye aktif olarak yer almıyor. Bu kuruluşun çatısı altında icat edilen tıbbi cihazları ve İnternet’i başkalarından aktararak kullanıyoruz.CERN’in eski başkanı Carlo Rubbia’nın geliştirdiği “enerji yükselteci” ile de ilgilenmiyoruz. Oysa bu proje, petrolü en güvenli şekilde ikame edecek enerji kaynağı olmaya aday. Türkiye’de bol bulunan toryum ile çalışacak bu nükleer santral projesinin riskleri mevcut santrallerin çok altında…
-Kendi DNA’sı üzerinde çalışarak insan genomunun şifresini çözen Craig Venter, enerji sorununu moleküler biyoloji aracılığı ile çözecek çalışmalar yapıyor. 15-20 yıl içinde sonuç vermesi beklenen bu çalışmaları izlemiyoruz bile...
Üniversitelerimizin sayısı 100’ü aştı ve 90 bin dolayında öğretim üyemiz var yarının teknoloji trenini kaçırmak üzereyiz. Üç-dört üniversitede ve bazı teknoparklarda özverili çalışmalar var ama bunlar yetmiyor. Pamuktan tişört oluncaya kadar sayısız işlemden geçen ve emek verilen bir giyim eşyasını 3 dolara satıyor, hammaddesi, kum, plastik ve bazı yarı iletken metaller olan parmak boyundaki bellek için Çin’e 50 dolar ödüyoruz. Bilimsel araştırmalara gereken önem verilmedikçe bu eşitsiz ve adaletsiz ticaret devam edecek. Dış ticaret ve cari açığımız da hiçbir zaman kapanmayacak.
Böyle giderse 2047 yılının genç insanları, bilimsel araştırma ve teknoloji konusundaki gafletimiz nedeniyle bizi suçlayacak ve onlar bu suçlamalarında haklı olacak...
http://www.kigem.com/
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
ARIZALI İLİŞKİLER
İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın...
Hikaye şöyle.. Çok eski zamanların dondurucu bir kışı yaşanırken, bütün hayvanlar acımasız soğuktan çok etkilenmiş ve çok büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri olmayıp, kendilerini sıcak tutması mümkün olmayan dikenleri varmış. Bu durumdan çok endişe duyan kirpiler, en az zararla kışı geçirebilmek için meclislerini toplamış ve çözüm aramaya başlamışlar. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına ve birbirlerine çok yakın durarak geceyi geçirmelerine karar vermişler.
Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak ve aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama daha önce hiç ön göremedikleri bir başka problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından kirpiler birbirlerini sivri oklarıyla yaralamışlar. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan dolayı kirpiler, bu defa da birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmaktan kendilerini kurtaramamışlar.
Ne var ki, her gece, bazen uzaklaşarak bazen de yakınlaşarak, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler. Bu değerli öğreti de onların hayatta kalmalarına neden olmuş. Kıssadan hisse; İster kabul edelim ister etmeyelim, hepimizin bizi kaplayan uzun dikenlerimiz var. Bunlar, bizim hayata karşı savunma mekanizmalarımız, filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de zararlı. Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza ya da korkutuyoruz onları oklarımızdan, ya da başkalarının oklarından korkuyoruz. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza, sınamadan geçit vermiyoruz. Ne var ki, hayatta kalabilmek ve sıcaklık ancak yakınlaşmakla, birlikte hareket etmekle mümkün olabiliyor.
Sadece özel hayatımızda değil, iş yaşamımızda da bir takım olduğumuzu hiç unutmamalıyız. Hayatta kalabilmek ve rekabette öne geçebilmek için takım arkadaşlarımızla gerçek uyumu yakalamalıyız. Herkes önce kendi oklarının sorumluluğunu alıp, karşısındakiyle en uygun mesafeyi hemen ayarlamalıdır. Bu sadece bulunduğumuz takımın değil bizim de hayatta kalmamızı sağlayacak sihirli bir yaşam dersidir. İş hayatında esnek olmak, değişen kurallarla birlikte değişimi yakalayabilmek çok önemli. Tabiatımızda var olan oklarımızı, ne kendimize karşı ne de takım arkadaşlarımıza karşı kullanmalıyız. Oklarımızı çıkarma ve kullanma zamanını da çok dikkatli ayarlamalıyız. Yeni dünya birçok çelişkiyi de içinde barındırıyor. Oksuz, oklu kirpiler görme zamanımız artık gelmiştir.
Bu çelişkiler içinde var olmayı başaran kişi ve kuruluşlar hayatta kalabilecekler. Bir an önce, birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk, çelişkili ve zor zamanlarında üşümeyecek kadar da birbirimize yakın olmayı öğrenmeliyiz. Herkesin görünür ya da görünmez sivri oklarının olduğunu, bu okların, kişinin hem kendisine hem de başkalarına vereceği zararların bilincinde olup, ona göre davranması gerektiği gerçeğini de hiç unutmamalıyız. Bu dönem zoru başarabilen kirpilerin dönemi olacak.
Yazan: Pembe Candaner
Kaynak : SABAH
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
BAŞARI ÜSTÜNE GÜZEL SÖZLER
Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın. Theodore Roosevelt
İnsan sahip olduklarının toplamı değil, fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır. Jean Paul Sartre
İnsanın yaşam düzeyini bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum. Henry Davıd Thureau
Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland
Ahlak konusunda en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır. Mark Twaın
Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur. B. Dısraelı
İnsanlar öğrenme dürtüsüyle doğarlar. Öğrenmeye karşı merak ve bundan duyulan zevk insanın doğasında vardır. Bunlar bebeklikten başlayarak zamanla yok edilir. W.E.Demıng
Coşku, zekadan daha önemlidir. Albert Eınsteın
Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur. Ziya Gökalp
Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir. Mark Kay
Yapabildiğimiz herşeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşardık. Thomas Edison
Başkaları için duyduğun kaygı, kendin için duyduğun kaygıların önüne geçtiği zaman olgunlaşmışsın demektir. John Mac Noughton
Zenginlik ve güzellikle birlikte bulunan ihtişam geçicidir ve kolay zedelenebilir. Erdemse muhteşem ve ölümsüz bir servettir. Sallust
Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır. Zoroaster
Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates
Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir. Leonardo da Vinci
Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracagınızdan emin olabilirsiniz. Henry Wadsworth Longfellow
Bir kitap bir aynadır. Ona bir eşek bakacak olursa karşısında elbette bir evliya görmez. Goergo C.Lıchtenberg
Öykü sözcüğünün kökeni depo kelimesidir. Bu nedenle öykülerin birer depo oldukları söylenebilir. Şeyler öykünün içinde saklanırlar ve bu şeyler anlamdır. Mıchael Meade
Çömez yakınıyormuş: "Bize öyküler anlatıyorsun ama anlamlarını açmıyorsun." Usta yanıt vermiş: "Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?" Paul Brunton
Oğlum, bütün hayatımı kolların ve ayakların belirlemeyecek. Hayatına asıl yön verecek olan beynin ve kalbindir. Bir şeyi gerçekten istiyorsan, bütün engelleri yenip ona ulaşabilirsin. Shelton Skelton
Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama bir çok insan da bunun üstesinden gelmektedir. Helen Keller
Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar. Alfred Lord Whıtehead
Arzu varsa çözümde vardır. Anonim
Olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok edin. Anonim
Sizi korkutan her deyim size güç, cesaret ve güven kazandırır. Kendinize "Ben bu dehşeti yaşadım. Bundan sonra gelecek şeylere hazırım" dersiniz. Eleanor Roosevelt
Kimi insanlar yaşamımıza girer ve çıkarlar. Kimileride bir süre yaşamamızda kalır ve kalbimizde ayak izlerini bırakırlar, o zaman bir daha asla aynı insan olamayız. Anonim
İnsanın ruhu felç olmaz. Soluk alabiliyorsanız, düş de kurabilirsiniz. Tavuk suyuna çorba
Yeterince sevginiz varsa dünyada ki en mutlu ve en güçlü insan olursunuz. DR. Emmet Fox
Hata değil çare bulun. Henry Ford
Annem Help, "Herkesin kaderini kendisinin çizdiğine inanırım. Yaradanın sana verdiğiyle en iyisini yapmalısın" derdi. Forrest Gump Filminden
Düş kurmak değil, bir düşe sahip olmamak budalalıktır. Clıff Clavın, Cheers
Başkalarına yardımcı olmak için elinize her zaman büyük fırsatlar geçmez, ama küçük fırsatlar hergün çıkar. Sally Koch
Deneyim: En acımasız öğretmen odur. Fakat en iyi öğretmen de odur. C.S. Lewıs
Düşünceli olun, çünkü karşılaştığınız herkes inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Plato
"Sana bütün bunları kim öğretti, Doktor?" Yanıt anında geldi. "Acı çekmek." Albert Camus, Veba
İnsan yaşamanın amacı başkalarına hizmet etmek, şefkat göstermek ve yardımcı olmayı istemektir. DR. Albert Schweıtzer
Kendinizi tanıyıp ifade etmek onu inkar etmekten çok daha kolaydır ve başarırsanız lidelikte ödüllendirilirsiniz. Warren Bennıs
Bir değişim, bze gelişme fırsatını sağlayacak olan bir sonraki değişime yol açar. Vıvıen Buchen
Başarıya ulaşıp sıcrama yapan bireyler, aynı zamanda değişimin ustaları olacaklardır. R. Kanter
Başkası düştü mü, "çürük tahtaya basmasaydı" deriz. Kendimiz düşünce, bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikayet ederiz. Cenap Şehabettin
Dünyada bir çok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar. Sydney Smıth
Durmak ölüm, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L.Y. Rauke
Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
Mevcut bilgi birikimimizle öyle sorunlar yaratırız ki aynı birikimimiz bu sorunları çözmemize yetmez. A. Eınsteın
Bilgi, tek başına ekonomik bir kaynak değildir. Bilgi alınıp satılamaz, sadece bilgiyle yaratılanlar alınıp satılabilir. P.Drucker
Hayatta rasladığım herkes, bir bakımdan bana üstüdür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim Emerson
İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır. A. Toffler
Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşısındakilerinin anlayabiceği kadardır. Mevlana
İlim ilim demektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Yunus Emre
Tez elde edilen başarı, insanı kararsız ve maceraperest yapar. Bacon
Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir. Molıere
Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. Rudyard Kıplıng
Ne başarırsanız başarın, size yardım eden mutlaka vardır. Athea Gıbson
En sıradan iş bile büyük başarılar getirme potansiyeline sahiptir. H.Jackson Brown
Başarılarını gizlemek en büyük başarıdır. La Rochefoucauld
Okunu hedefden öteye atan okcu, okunu hedefe ulaştıramayan okcudan daha başarılı değildir. Motnagıne
Para asıl parayı çekerse, başarı da başarıyı çeker. Chamfort
Büyük işler başarmak isteyen kimse, ölüm yokmuş gibi davranmamalıdır. Vauvenaroues
Başarı isdediğini elde etmek, mutluluksa elde ettiğini sevmektir. Brown
Büyük aşkların ve büyük başarıların büyük riskler içerdiğini unutma. Kim iyi yaşamış, bol bol gülmüş ve çok sevmişse, başarıyı yakalamış demektir. Bessıe Anderson Stanley
Ders alınmış başarısızlık başarı demektir. Malcom S. Forbes
Başarı insana belki çok şey öğretmez, fakat başarısızlık çok şey öğretir. Çin Atasözü
Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar. Germaın Martın
Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir. Saınt Exupery
İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir. Andre Gıde
Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. Eflatun
Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur. Cıcero
Ya başlamamalı, ya daa bitirmeli. Ovıdıus
Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur. Victor Hugo
Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Hz. Ali
Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir. G. Gracıan
Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olamk şartdır. Balzac
Hiçbir şeye cesaret etmeyen, hiçbir şeye beslemsin. Schıller
Bilgi insanı şüpheden, iyiylik acı çekmekten, kararlı olmak korkutan kurtarır. Konfüçyus
Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin kefelerini bastırmayan insan pek enderdir. Byron Langenfeld
Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğünün küçüklük olduğunu bilir. Andre Mauroıs
"Bundan yirmi yıl sonra yapyınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın, araştırın hayal edin ve keşfedin." Mark Twaın
İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. Rene Descartes
İnsan beyni sahibinin ihtiyaçlarından fazla gelişmiş bir araca benzer. A. R. Wallece
Hayal gücünden daha önemlidir. Albert Einstein
Yapacağın ilkşeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Moorison
Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings
En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır. C. Floru
İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir. Edmund Spencer
Vücutlarımız bahcemizdir… Niyetlerimiz de bahcıvanımızdır. William Shakesreare
Gerekeni yap ve güce sahip ol. Emerson
Gülümseyin: öyle samimi ve sıcakolun ki her sıktığınız ele, ruhunuzu da katın. Dale Carnegia
Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder. Robert Collier
"Vereceğimiz bilinçli komutlarla beyin merkezlerimizi geliştirebilecek, böylece şimdilerde düşleyemeyeceğimizi kullanabileceğiz". DR. Frederic tilney
"Harukulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır." Barton
Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil
İnsanlar arasında fark ufaktır. Ancak bu ufak fark büyük farklılığa yol açar. Ufak farklar tutumlardır. Büyük farklılık ise bu tutumun olumlu veya olumsuz olduğudur. C.Lement stone
"Ben hayatımın hiçbir anında karamsallık nedir tanımadım." M. Kemal Atatürk
"Güzel bir düşünce de ibadet sayılır." Ahmet İbşihi
Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Gaulle
Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir. Anthony Robbins
"Yapmak istediğin herşeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararıda mutlaka gerçekleştir. Benjamin Franklin
"Kişinin geleçe dönük umutları şimdiki gücünün kaynağıdır." Maxwel
"Bilinçlik potansiyeli, insan tarafından henüz keşfedilmemiş, en son ulaşılabiliecek alan olarak kalmıştır. Henüz keşfedilmemiş bir ülke gibidir." Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur. Yüzde yüz inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. Arnold Schwarzenegger
"İnsan yalnız tek bir istemeli ve durmadan hep onu istemeli, o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz." Andre Gide
"Eğer hepimiz, yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, şaşkınlıktan kendi aklımızı başımızdan alırdık. Thomas Edison
"Konsantrasyon, bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir." Thomas Edison
"Yetenekler ortaktır; herkes onlara sahiptir ama nadir olan yeteneklerimizin bizi götürdüğü yere gitme cesaretidir." Anonim
Allah´a dyan, sa´ye sarıl, hikmete ram ol… yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. Mehmet Akif Ersoy
Eğer sizde deha varsa çalışkanlık bunu inkişaf ettirir. Eğer yoksa onun yerini doldurur. Reynolds
"Gerçek başarı başarısızlık korkusunu yenebilmektir." Sweeney
"Ne geçmiş vardır ne gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır." A. Cowley
Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, İnsanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Schopen haver
"Benim kuşağımın yaptığı en büyük keşiflerden biri, insanın düşüncelerini değiştirerek yaşamını da değiştirebileceği gerçeğini bulmasıdır.
"Başarı,küçük hataların ve başarısızlıkların biraz ilerisinde duran şeydir." T. J. Watson
"Akıl kendi başına cenneti cehennem, cehennemide cennet yapabilir. " John Milton
"Bazı kimseler güllerin dikeni olduğundan yakınırlar. Ben dikenlerin gülü olduğuna şükrederim." Alphonse Kann
Kişinin geleceğe dönük umutları şimdiki güçünün kaynağıdır. Maxwel
Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar." Emile Raux
Bir gemi doğuya gider, biri batıya. Esen aynı rüzgarla: hangi yöne gidebileceğini belirleyen rüzgar değil, yelkendir. Ella Wheeler Wilcox
Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
Ölçülebileni ölç, ölçülenmeyeni ölçülebilir yap. Doğanın kitabı matematiksel bir dille yapılmıştır. Galileo
Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir. Thomas Edison
Pek çok konuda başarı, başarmanın ne kadar vakitalacağını bilmeye bağlıdır. Montesgieu
Gücünü aşan rolü üzerinde alırsan, bu rolü, iyi oynamadığın gibi yapabileceğin rolüde terk etmiş olursun. Epiktotes
Demir mıklatısa aşıktır. Hep ona doğru koşar, zaferde sabra aşıktır ve devamlı ona koşar. Sühreverdi
Beklemeyi bilen insan herşeyi elde edebilir. Benjamin Disraeli
Dünyada yeteneksiz insan yoktur. Sadece iyi eğitilmemiş ve iyi yönlendirilmemiş insanlar vardır. Angle Peartri
Kendi kendisiyle barış yaşamak istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam reim yapmalı, şair şiir yazmalıdır. Abraham Mazlow
Tembel insan yoktur. Sadece kendisine esin kaynağı oluşturacak kadar güçlü amaçları olmayan insanlar vardır. Anthony Robbins
Hayatta yapabileceğiniz en büyük hata, sürekli bir hata daha yapacağımız korkusudur. Albert Hubbard
Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonrada alışkanlıklarımız bizi oluşturur. John Dryden
Alışkanlık hizmetkarların en iyisi, efendilerin en kötüsüdür. Nathanıel Emmons
Başarının sırrı işini tatile çevirmektir. Mark Twin
İyi yada kötü bir şey yoktur, fakat biz düşüncelerimizle iyi veya kötüyü yaratırız. William Shakespeare
Her eylemin atası düşüncedir. Ralph Waldo Emerson
Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Theodore Roosevelt
Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Latin Atasözü
Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün. Steve Chandler
Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Alex Morrison
Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişimileri doğru atılmış yeni bir adımdır. Thomas Edison
En iyi dost, bendeki en iyi yönleri ortaya çıkaran insandır. Henry Ford
Yapabileceğinize de inansanız, haklı çıkarsınız. Henry Ford
İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi. Sigmund Freud
Stresten kurtulmak için görevini en iyi şekilde yapın. Hans selye
Yapmak istediğiniz şeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka gerçekleştir. Benjamin Fraklin
Batan güneş için ağlayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin. Dale Carnegde
Başarıya ulaşamayanların yüzde doksanı yenilgiye uğramamıştır. Sadece pes etmişlerdir. Paul J. Meyer
İnsan bir şeyi, çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şeyi erişilmeyecek kadar yüksekte değildir. Hans C. Andersen
Düşünceler gayeyi doğurur. Gayeler eyleme dönüşür, eylemler alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklarda karakter belirleyerek kaderimizi tayin eder.
Zor bir iş, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. . Henry Ford
Plansız çalışan kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer. Descartes
Hepimiz zamanın kısalığında söz ederiz de; boş geçen zamanı nasıl geçireceğimizi bilmeyiz. Seneca
Yapılmış küçük işler, planlamış büyük işlerden daha iyidir. nathanıel Emmons
Düşündüğümüz şey yavaş yavaş biliçaltında kalıplaşmış gerçek bir deyimle kendini gösterir. Ernes holmes
Rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ama geminin yönün değitirebiliriz. Enaca
Kaynak : www.kisiselbasari.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
KENDİNİZE GÜVENEREK GELİŞİN
Özgüven şu kavramlarla tanımlanabilir: fikirlerini kabul ettirmek, iyimserlik, istekli olmak, sevgi, gurur, bağımsızlık, güven, eleştirilere açık olmak, duygusal olgunluk ve kapasitesini doğru değerlendirme becerisine sahip olmak.
Özgüven Nedir?
Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir.
Özgüven Eksikliği Nasıl Gelişir?
Aşağılık duygusu, umutsuzluk gibi duyguları, genellikle evde, okulda veya işte yaşadığımız kimi olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar. Örneğin, siz büyüme aşamasındayken, ebeveynleriniz size sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir. Size karşı çok eleştirel, talepkar ve/veya aşırı koruyucu olabilirler. Sonuç olarak, kendiniz hakkında olumsuz düşünmeye başlarsınız.
Aileden birini veya yakın bir arkadaşı kaybetmek. Örneğin: anne-babanızın boşanması, evinizden ilk kez ayrılıyor olmak (ailenizden ve arkadaşlarınızdan ayrı olmak), erkek/kız arkadaşınızdan ayrılmak.
Başarısızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz olayları bir deneyim gibi algılamaktansa, bunların üzerinde fazla durmak.
Kendini veya yeteneklerini çok acımasız bir şekilde eleştirmek.
Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmek.
Ailenizin ve arkadaşlarınızın, sizinle ilgili istek ve beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla baskı hissetme ve bu durumun sizin kendi kimliğinizi geliştirmenize ve kendinize ait kararlar almanıza mani olması.
Gerçekçi olmayan hedefler belirleme.
Başarısızlık korkusu. Örneğin; bir dersinizden kaldığınızda, kendinizi bir dersten kalmış, iyi bir insan olarak düşünmektense, işe yaramaz ve başarısız biri olarak düşünmek.
Özgüveninizi Nasıl Arttırırsınız?
Kendiniz hakkında olumlu düşünün.
Gerçekçi olan ve beklentilerinizi karşılayan hedefler belirleyin. Makul seviyede hedefler belirleyin ki, böylece başardığınız şeyler, başta ulaşmayı düşündüğünüz hedeflerlere yakın olsun. Bu durum, özgüveninizi ve kendinizle ilgili memnuniyetinizi destekler. Psikolojinin öncülerinden William James şöyle der: “ Kendinden memnun olmak = Ne başardığımız / Başarmayı hedeflediğimiz şey ”
Bir şey başardığınızda kendinizle gurur duyun ve kendinizi ödüllendirin.
Kötü veya üzücü bir şey olduğunda, olumsuz düşüncelerinizin farkına varın. Tamamen duygularınızla hareket etmek yerine, içinde bulunduğunuz durum hakkında mantıklı olarak düşünün.
Zayıf taraflarınız yerine, güçlü taraflarınıza ağırlık verin. Belirli konularda, diğerlerine göre daha becerikli ve iddialı olduğunuzun ve hayatınızın her alanında mükemmel olmanın imkansız bir şey olduğunun farkına varın.
Yaptığınız ve başardığınız şeyleri sadece şansa bağlamayın. Bunun yerine, kişisel başarılarınız için kendinizle de gurur duyun.
Fikirlerinizi savunun. Diğer bir ifadeyle, başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi duygularınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, ihtiyaçlarınızı, dürüst ve net bir şekilde ifade etmeyi öğrenin.
Haklarınıza sahip çıkmayı öğrenin ve sizin için makul olmayan isteklere “hayır” deyin. Fikirlerinizi açık ifade edebilme konusunda alacağınız bir eğitim, özgüveninizin gelişmesinde size çok yardımcı olabilir.
Yaşamınızda önemli olduğuna inandığınız sorunların bir listesini çıkartın. Daha sonra bunları iyileştirmenin veya değiştirmenin yollarını yazın. Bütün sorunlarınız tabii ki kolay ve hızlı bir şekilde çözülemez ama hemen harekete geçebileceğiniz bazı alanlar da olacaktır.
Özgüveni İyileştirmek için Hatırlanması Gerekenler
Kötü şeyler yerine iyi şeylere ağırlık verin.
Kendiniz hakkında olumlu düşünün.
Deneyimlerinizden ders çıkartın.
Gerçekçi hedefler belirleyin.
Cesaretli olun.
Öğrenmeye devam edin.
İşe yarar şeyler yapın.
Basitliğe önem verin.
Değişimi hoş karşılayın.
www.dbe.com.tr
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
KELİMELERİN GÜCÜNÜ ANLAMADAN İNSANLARIN GÜCÜNÜ ANLAYAMAZSINIZ!
Yazan: Faruk Türkoğlu
İyi şeyleri engelleyen sözler esasında saymakla bitmez. Bu sözlerden bazıları bir virüs gibi bulaşıcıdır. Kırıcı sözler ise ruhlarda onulmaz yaralar açabilir ve insanların özgüvenini zedeler. Zehir gibi acı sözlerin kullanımı, en coşkulu ortamlarda bile havanın buz kesmesine yol açar.
Türkçemizde keder ve hüzün kelimelerinin sayısı 100’ü aşarken, neşe, sevinç ve sevda sözlerinin sayısı 30’u geçmez. Olumsuz duygu ve düşüncelerin anlatan basmakalıp sözler de övgü sözlerinden çok fazladır. Bunlara bir de önyargılar, peşin hükümler ve bir tür yalan olan mazeretler eklenir. Aksi gibi sevgi sözlerini kullanmakta olağanüstü cimri davranırken, başarıyı engelleyen sözleri her fırsatta kullanırız. Bu tür sözler, aile mutluluğunu ve ülke huzurunu bozar.
Kötü ve olumsuz sözlerin yerli yersiz sık kullanımı işyerlerindeki verimi de düşürür. Çünkü kötü söz ne kadar ucuzsa, iyi iş o kadar pahalıdır...
İyi şeyleri engelleyen sözler esasında saymakla bitmez. Bu sözlerden bazıları bir virüs gibi bulaşıcıdır. Kırıcı sözler ise ruhlarda onulmaz yaralar açabilir ve insanların özgüvenini zedeler. Zehir gibi acı sözlerin kullanımı, en coşkulu ortamlarda bile havanın buz kesmesine yol açar. İnsanlar arası iletişimi bozan sözler ise topluma kin tohumları saçar.
Mermi gibi sözler
Bazı sözler, ailede, şirkette ve toplumda şiddetin tohumlarını eker. Kişiliği ve özgüveni mermi gibi sözlerle yaralanmış kişiler güçten düşer ve başarıyı yakalamakta zorlanır. Karşısındakine “Sen adam olmazsın!” diyen kişi önce kendisiyle yüzleşmek ve kendisinin ne ölçüde adam veya insan olduğunu sorgulamak zorundadır.
“Senin aklın ermez” ve “Sana mı kaldı?” gibi sözler, küçüklerin ve gençlerin araştırma ve iş yapma azimlerini daha işin başında yok eder. “Boyundan büyük işlere kalkışma!” azarı ile ikide bir paylanan kişilerin kırılan cesaretleri onların kabuğuna çekilmesine yol açar.
“Senden başka ne beklenir ki?” ve “Sen kim, başarmak kim” sözlerindeki küçümseme ve hor görme ise yeni filizlenen başarı girişimlerini hoyratça kırar.
Yenilik düşmanlığı
Beynini terletip yeni bir fikir veya çözüm üretenlere önce “Bu fikri de nereden buldun?” diye sitem edilir. Aşağıdaki diğer tepkiler ise biraz daha yumuşak ama aynı ölçüde moral bozucudur:
“Bunu hiç deneyen olmuş mu?” sorusu ile yenilikçi kişiden ikna edeci örnekler bulması istenir. “Düşünce iyi ama pratik değil” sözüyle dar görüşlü kişiler, önerilen yeniliği daha anlamadan hemen “hayalci” etiketini yapıştırır.
Mevcut bozuk düzeni sürdürmekten yana olanlar, “Bizim için çok erken” itirazı ile değişim önerisini gündemden düşürmeye çalışır. “Biz buna henüz hazır değiliz” sözü de aynı ölçüde frenleyicidir.
Bu uyarılara rağmen yeniliği savunanlar “Eski köye yeni adet getirme.” diye sert bir şekilde azarlanır. “Bu proje güzel ama bize uymaz!” yorumunu yapanlar bize uyacak alternatif bir projeyi nedense hiçbir zaman üretmez.
Eskinin taraftarları, “Bakalım başarabilecek mi?” kuşkusu ile yeni fikirleri hayata geçirenleri sürekli olarak gözetler. İpin üstündeki cambaza “Ne zaman düşecek” diye bakarcasına, aksiliklerin yenilikçi kişiyi ne saman sendeleteceği ve yere sereceği kıskanç bir merakla izlenir. Getirdiği yenilik başarılı olanlar ise insafsız eleştirilerle yıpratılır. Övgü bekleyen yenilikçiye yöneltilen tepkiler onu anasından doğduğuna pişman edecek kadar serttir…
Tembellik bahaneleri
Sorunları algılayanlar ama çözüm için kendilerine yormak istemeyenler, koltuklarına gömüldüklerinde şu bahaneler ile kendilerini avutur:
Bırakmazlar: Bu sözü bir işi deneyecek enerjiyi kendinde bulamayanlar peşin olarak kullanır.
Zamanım yok: Tembelliklerine bahane arayanlar, haftanın 7 gününün, günün 24 saatinin, iki- üç saatlik bir başarı çabasına yetmeyeceğini savunur.
Nereden başlasam bilmem ki? Siz bir kere ilk adımı attığınızda, çözümler çorap söküğü gibi arka arkaya gelir. Yeter ki siz bir başlayın…
Artık çok geç! Bir işi başarmak için hiçbir zaman geç değildir. Her zaman her koşulda yapılacak bir şey muhakkak vardır.
Bana kalsa çoktan yapardım: Bu bahaneyi bırakıp bir an önce harekete geçin. Elinizi tutan mı var?
Ben tek başıma ne yapabilirim ki: Bu cümleyi bir aksaklığı gören ama düzeltmek için parmağını taşın altına sokmayanlar kullanır. Siz ataletinize böyle bir kılıf aramayı bir tarafa bırakıp bir şeyler yaptığınızda başkaları da peşinizden gelebilir.
Sosyal virüsler
Ünlü yazar Cenap Şehabettin, yaklaşık 100 yıl önce şu teşhisi yapmıştı. “Millet bitti! Memleket mahvoldu! diye haykıranlarımızı muayene ediniz. Ya yüreklerinde memuriyet hasreti vardır, ya da ceplerinde para yoktur.” Günümüzde de ağızlarda sakız olmuş bazı boş sözler adeta AIDS virüsleri gibi, toplumsal bağışıklık sistemimizi zayıflatır.
Ev ve kahvehane sohbetlerinde “Biz adam olamayız.” ve “Bizden ne köy olur ne kasaba…” diye konuşanlar, kendi yetersizliklerini tüm topluma yüklemiş olur. Bunlar “Toplum ve insanlar yetersizse benim de bir şeyler yapmama gerek yok” diye düşünür.
“Bu millet adam olmaz.” ve “Millet değil illet” gibi basmakalıp ve saçma sözler, kullananların ruhlarının aşağılık kompleksi ile sakatlandığını ortaya koyar.
Değişime ve reformlara karşı olanlar ise “Burası Türkiye!” ve “Böyle gelmiş, böyle gider!” sözlerinin arkasına saklanır.
Bacağına ateş edenler
Bazı zehirli sözlerin başkalarına ve topluma bir zararı yoktur. Bu sözler sadece kullananları yaralar. Geçmişteki tatsız olaylar nedeniyle özgüvenlerini zedelenen kişiler, kendilerini kuşatılmış gibi hisseder.
Bu kişiler “Herkes bana karşı!” ve “Kimse beni sevmiyor.” diye söze başlar ve bacağına ateş edercesine aşağıdaki sözlerle kendi kişiliklerini yaralarlar:
Beni anlamıyorlar: Kendinizi daha iyi anlatmayı deneyenlerin halinden anlayanlar muhakkak olacaktır.
Bana imkân vermiyorlar: Kimse imkânları altın bir tepside sunmaz. Başarı, imkansızlıklarla boğuşanların yüzüne güler.
Aksilikler hep beni bulur zaten: İşler bir dönem kötü gidebilir ama her şeyin rayına oturacağı günler için mücadele etmek gerekir.
Çaresizliğin batağında
Geçmiş yıllardaki başarısız girişimler, bazen insanı çaresizliğe sürükler. Çaresizliğin getirdiği atalet nedeniyle, zamanla kişi daha da derinlere batar.
“Ne yapsam boş! veya “Neye yarar ki?” deyip kendinizi mücadeleden uzak tuttuğunuzda, sorunlar daha da büyüyerek üstünüze gelir. Yapılan her işin çözüme az veya çok bir katkısı vardır. Hiçbir şey boşa gitmez.
“Bu işte bir bit yeniği var” düşüncesi ile uzak durduğunuz bir konuyu yakından incelediğinizde riskler ve fırsatlar somutlaşır ve daha akılcı kararlar alabilirsiniz.
Size “Bu işin sonu yok.” dedirtecek kadar kötü giden işler, bir yol ayrımından sonra birden düzelebilir.
Bazen olayların akışı ve dünyanın gidişi karşısında “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…” diyecek ölçüde çaresiz kalabilirsiniz. Ancak düşündükçe, tartıştıkça ve okudukça çaresizlikten ve hayata seyirci kalmaktan kurtulursunuz.
Kariyer katilleri
Bazı ön yargılar ve düşünceler, kişinin girdiği işte başarılı olmasını ve yükselmesini zorlaştırır. İlk bakışta haklı ve gerçek görünse de bu kariyer katili sözlerden uzak durmak gerekir. Çeşitli gerekçelerle iş ritmini düşüren ve kendini işe vermeyenler, yıllarını boşa harcamış olur. Oysa bir atasözümüzün vurguladığı gibi “Sen işi bırakmazsan, iş seni bırakmaz.”
Kariyer katili şu sözlerden uzak duranlar, başarıyı daha kolay yakalar:
Ben yetkili değilim: Bürokratik ve hiyerarşik şirketlerde bu söz doğru olabilir ama günümüzde yükselmek için yetki talebinde bulunmak gerekiyor. Şirketin sorunlarına kafa yorduğunuzda siz de iyi çözümler bulabilirsiniz.
Zaten kimse iyi çalışmıyor! İşine kendini vermeyenleri değil, iyi çalışanları örnek aldığınız takdirde daha hızlı yükselirsiniz.
Bu paraya bu kadar çalışma çok bile! Ücretiniz gerçekten düşük olabilir ama siz işinizin vitesini bilerek düşürdüğünüz takdirde işyerinin zararı çok sınırlı olur, esas zararı siz görürsünüz!
Bu işyerinde motivasyon yok! Siz kendinizi başarıya odaklayamazsınız, hiç kimse bunu başaramaz. Başkalarından bir güdüleme beklemeden siz elinizden gelen her şeyi yapmak zorundasınız.
Sistem bozuk! İşyerinde çalışma ve üretim sisteminin düşündüğünüz kadar iyi olmaması durumunda siz yine de kendi görevinizi en iyi şekilde yapmaya bakın. Sistem ileride düzelir ama sizin kaybettiğiniz yıllar bir daha geri gelmez.
Müdürüm ne dediyse yaptım: Yalnız verilen işi yaptığınız takdirde yeni beceriler edinmeniz zorlaşır. Müdürün istediklerini yine yapın ama sizin de kendinize göre bir kariyer planınız ve yol haritanız olsun.
Nedense hiçbir işimi beğenmiyorlar: Aile yuvasından kanatlanıp bir işe giren herkes ilk yıllarda buna benzer duygularla boğuşur. Siz çevredeki insanlar yerine işinize yoğunlaşın. Ayrıca bu kadar kırılgan olmanıza da hiç gerek yok.
Girişimcinin söz tuzakları
“Ah biraz sermayem olsa!” görüşüne kapılanlar, iş fikri geliştirmeyi ihmal eder ve erteler. İş fikrinin ve proje üretme becerisinin eksikliği ise sermaye bulmayı zorlaştırır. İş kurduktan sonra “Küçük olsun benim olsun.” düşüncesine tuzağına düşenler, stratejik işbirliği ve ortaklıklara soğuk bakar ve kurduğu iş hep güdük kalır. “Denetim hep bende olmalı” endişesi ise profesyonel yöneticilere yetki devrini önler. Girişimci her işe yetişemeyeceği için işler karışır.
İşinde “Ayağını yorganına göre uzat” atasözünü şiar edinenler, işini hiçbir zaman büyütemez. Çünkü küreselleşme döneminde ancak mevcut imkânları sonuna kadar zorlayanlar ve imkânları yoktan var eden girişimciler ayakta kalabilir.
Sürekli olarak “Çinliler bizi mahvediyor.” diyerek dış rekabetten yakınanlar ise, işine yeniden yapılandıracak moral ve cesareti kendinde bulamaz. “Bu kafa ile AB zor!” zihniyeti ise, müktesebata uyumu başarılamayacak bir iş gibi görür ve havluyu atar.
Girişimcinin şirketinde çalışanların bir zamanların “Bizde size göre mal yok” veya “Alacaksınız indireyim” türü müşteriyi küçümseyen sözlerin benzerlerini kullanmaları da satışları bıçak gibi keser.
İletişim ve diyalogdaki parazitler
Konuşma sırasında karşısındakine “Anladın mı?” demek onun kavrayışını küçümseme anlamına gelir. Bunun yerine “Anlatabildim mi” sorusunu sormak daha iyidir. Diyalog sürerken “Sen zaten hep böylesin” çıkışı ise, geçmişteki bir kuyruk acısının belirtisidir ve sağlıklı iletişimi anında koparır.
Kişiliği ve fikirleri zayıf olanlar en ufak bir tartışma sırasında “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? sorusuyla makamını, karşısındakini ezmek için kullanır. Tartışmalarda “Sen kim oluyorsun ki…” sözünden medet umanlar da aynı hatalı davranış içindedir.
“Paran kadar konuş” sözünde zenginliğin, “Sen gelirken, ben gidiyordum.” sözünde nüfus cüzdanının eski olmasının sahte gururu ön plana çıkar.
“Ben sana gösteririm!” tehdidinde intikam ama aynı zamanda çaresizlik duyguları gizlidir.
Karamsar kehanetler yapmayı huy edinenler ise işlerin kötüye gitmesini çözüm çabalarına katkıda bulunmadan, sinsice bekler. Onların en büyük zevkleri felaket anında “Ben demiştim” diye öğünmektir.
Bencillik ve gaflet döngüsü
“Bize bir şey olmaz” ve “Biz farklıyız” sözü ile yaklaşan riskleri göz ardı edenler, mutsuz son kapıyı çaldığında “Ben nereden bilebilirdim ki?” sözüne sığınmaktan başka bir iş yapamaz.
“Bana ne” veya “Bana göre hava hoş” diyerek bencilliğin ataletini seçenler, zor günlerde etraflarında kimseyi bulamaz. “Bu bizim sorunumuz değil” ve “Boş ver abi ya!” nihilizmi ile kendi küçük ve boş dünyalarında pinekleyenlerin sonu da yalnızlıktır.
Vasatlığı standart olarak kabul edip “Beşten şaşma, altıyı aşma” ilkesini uygulayanların kendi hayatı da başkalarının sıradan davranışları ile çirkinleşir.
Çevresindekilere “ Her ortamda ortalarda dolaş ki sana bir sorumluluk verilmesin” öğüdünü verenlerin işlerin sahipsiz kalmasından yakınmaya hakları yoktur.
Zirvede falsolu sesler
Yönetim kademelerinde edilen bazı sözler, işyerindeki üretim heyecanını ve mükemmellik tutkusunu zayıflatır. Bazen de beden dilinin dudak bükmek, burun kıvırmak ve elinin tersiyle itmek gibi ifadeleri, kötü sözlerden daha kırıcı olabilir. Yöneticilerin şu sözleri, çalışanların işyerine bağlılığın azaltır:
Konuyu komisyona havale edelim: : Alınacak önemli kararları komisyona havale etmek işleri sürüncemede bırakır. İngilizler, bu yöntemi "analiz yolu ile felç etme" (paralysis by analysis) diye nitelendirir.
Sorumluları cezalandıracağım: İyi bir yönetici, işyerindeki bir aksaklığın en büyük sorumluluğunun kendisinde olduğunu bilir.
İşler kötüleşince küçülmek gerek: Rüzgâr tersten esince önlem almak gerekli tabii. Ancak böylesi dönemlerin atılım yapmak için en iyi dönem olduğunu unutmadan. Konjonktüre direnen ve tanıtımına, yeni ürünlere ara vermeyen şirket, işler düzelince iki adım önde olur.
Bu elemanı gözüm tutmadı: Kişileri sempatik olup olmadıklarına göre değil de performansı ile değerlendirmeyen yöneticilerin etrafını evet efendimciler sarar.
Aynı gemideyiz: Yönetici bu sözü bilanço zarar yazmaya başladığında ve yumurta tam kapıya geldiğinde söylerse, kimse özveri göstermeye gönüllü olmaz. Çalışanların değerini iyi günde de takdir etmek gerekir.
Mazeretler ülkesi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!