MAKSAT MUHABBET

Güneş Yanığı

14/5/2008 · Kategori: hastaliklar

Merhaba Arkadaşlar:

Arkadaşlarla fotoğraf çekmek için sabahtan akşama kadar açık havada vakit geçirdik. O an farketmedim ama deniz rüzgarı ve güneş cildimi zehirlemiş. İki haftadır cildimde kızarıklık, döküntü ve yanma hissi var. Sizde benim gibi olmayın diye aşağıda ki yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

 

Güneş ışınları zararlı mıdır?

Güneş ışınlarının zararlarını bilmediğimiz dönemlerde bronz görünüm sağlıklı görünmenin bir parçasıydı.Güneş ışını bazı deri hastalıklarının tedavisinde kullanılabilir. Ancak aşırı güneş ışınının derinin erken yaşlanmasına ve deri kanserine yol açtığı kesindir.Güneşin görünmeyen UV A ve UV B ışınları bronzluk oluşturduğu gibi güneşe bağlı deri hasarlanması ve güneş yanıklarına yol açar. “Güvenli” güneş ışığı yoktur. Işınların su,kum,kar gibi yansıtıcılarla etkisi artabilir. Bulutlu havalarda dahi dünyaya ulaşır ve deri hasarı oluşturur.
UV index’i UV yoğunluğunu gösteren bir parametredir, gelişmiş ülkede hava durumu ile birlikte bildirilir.


 

Güneşten nasıl korunmalıyız?

 

Güneşten korunmak erken yaşlanmayı ve deri kanserlerini önler. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde (10 00-16 00 arası) güneşten korunmalıyız. Bir çok giysi UV ışınını emer veya yansıtır. Sıkı dokumalı açık renk pamuklu giysiler giyilmeli, güneş gözlüğü ve geniş siperlikli şapkalar kullanılmalıdır. Spor yapma veya iş nedeniyle güneş altında kalınmak zorundaysak en az 15 (SPF) faktörlü güneşten koruyucu kremler kullanılmalıdır.



Güneşten koruyucular nasıl olmalıdır?

 

Güneşten koruyucular ışını emici, yansıtıcı veya dağıtıcı olabilir. Losyon,merhem,jel,sprey,mum gibi değişik formları vardır. Hepsi (SPF) numarası ile (güneşten koruyucu faktör) sınıflandırılır. Faktör sayısı yükseldikçe koruyuculuk artar. Çoğunluğu sadece UV B ışınının yol açtığı güneş yanıklarını önlemeye yöneliktir. “Geniş spektrumlu” olarak adlandırılan bazı güneşten koruyucular ise hem UV A hem UV B ışınlarını bloke ederler. Bunlar deri kanserini ve erken yaşlanmayı önlemede daha etkilidirler.
Güneş koruyucular güneşe çıkılmadan 20 dk önce sürülmelidir. Suya dayanıklı olanları dahi yüzme,terleme vs gibi aktiviteler oluyorsa iki saatte bir tekrar sürülmelidir.
UV ışınları kum, su vs. ile yansıdığından güneş şemsiyeleri ve gölgelikler güneşten tam olarak koruyamazlar.

 

Güneşin olumsuz etkileri:

 

Güneş Yanığı: Saat 10-16 arası güneş ışınları daha güçlü olduğundan güneş yanığı oluşma riski daha yüksektir. Sıcaklığın arttığı günler ışınların da etkisi artar.Kış aylarında da güneşten korunmak gereklidir. Kar güneş ışınlarının % 80 ini yansıtır. Atmosfere daha yakın olduğundan dağda yapılan kış sporlarında yanık riski yüksektir.
Aşırı güneş ışınına maruz kalındığında önce kızarıklık oluşur, 24 saatte en yüksek düzeye erişir. Ciddi yanıklarda deride hassasiyet,ağrı,şişme ve su toplama olur. Ateş, baş dönmesi, mide bulantısı eklenebilir. Ciddi yanıklarda ve ateş başlamışsa deri hastalıkları uzmanına başvurmanız gereklidir.


Ağrı,ödem ve enfeksiyonları önlemek için ilaçlar verilecektir. Güneş yanığı yavaş iyileşir. Soğuk-ıslak kompresler,nemlendirici losyonlar rahatlama sağlar.

Bronzlaşma: 1950’li yıllardan sonra uzun yıllar boyunca bronzluk sağlıklı olmakla bir tutulmuştur. Aslında bronzluk deri hasarının belirtisidir. Bronzlaşma UV ışınından derinin kendisini koruyabilmesi için melanin denilen pigmentin daha fazla üretilmesi ile oluşur.
Solaryumlarda yanık olmadan bronzluk verebilmek için sadece UV A ışını kullanıldığından doğal güneş ışınından da kötüdür.

 

Yaşlanma ve Kırışıklık:


Uzun yıllar dış ortamda çalışmış kişilerin derileri daha kalın ve kabadır, kırışıklıklar daha derindir. Güneş lntigo denilen yaşlılık lekelerine ve aktinit keratoz denilen derideki kabuklanmalara yol açar ki bunlar ileride kanser gelişme riski taşırlar. Kırışıklık oluşumu güneş ışını ile direk ilişkilidir. Sigara içimi ile artar.
Yaşam boyu aldığımız toplam güneş ışınının çoğunluğunu yaşamın ilk 20 yılında alırız. Güneşe bağlı bu değişiklikler ise yıllar sonra oluşur. Bu nedenle çocukluk çağında güneşten korunmak çok önemlidir.

 

Deri Kanserleri:

 

Deri kanserlerinin % 902ı aşırı güneşe maruz kalmış bölgelerde oluşur. Yüz, botun,kulak el ve kollarda en sık görülür. Üç tip deri kanseri vardır:
Bazal hücreli deri kanseri: Genellikle yüz,kulak veya burunda kırmızı,beyaz,pembe kabarıklık şeklinde başlar. Üzeri kabuklu,pullu olabilir, iyileşmeyen bir yara olabilir. Erken tanı konulursa çok kolay tedavi edilir. Gecikmiş olgularda dahi vücut içinde yayılım beklenmez.

Squamöz hücreli kanser: Pullu kabarıklık olarak başlar, siğil gibi üzeri pürtüklü olabilir, hızlı büyür. Erken tanı konulup tedavi edilirse %100'e yakın iyileşir. Çok nadiren gecikmiş olgularda öldürücü olabilir.

 

Melanom: En tehlikeli deri kanseri türüdür. Düzensiz kenarlı koyu kahve,siyah renkli leke şeklinde başlar. Kırmızı, mavi, beyaz renkler eklenebilir. Vücudun herhangi bir yerinde çıkabilir. Geç tanı konulduğunda vücudun diğer organlarına yayılarak öldürücüdür.

 

Alerjik reaksiyonlar: Bazı kişiler güneşe çok az çıksalar dahi kaşıntı,kabarıklık,kızarıklık gibi belirtiler oraya çıkar. Güneş alerjileri beraber alınan ve sürülen ilaçlara, kozmetik, parfüm veya bıtkisel ürünlere bağlı olabilir. Doğum kontrol ilaçları, bazı antibiotikler, kan basıncını düşüren ilaçlar,depresyon ilaçları, antiromatizmal ağrı kesiciler güneşle beraber döküntüye yol açabilir.


 

Uzm. Dr. Mine Utku Maden

 Kaynak: http://almanhastanesi.com.tr/makale/makaleler/gunes.htm

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Bitki Yoksa İlaçda Yok

21/1/2008 · Kategori: hastaliklar

İlaç sanayisinde kullanılan bitkiler yok oluyor

İlaç yapımında kullanılan yüzlerce bitki çeşidi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. 120’den fazla ülkede yapılan kapsamlı bir araştırmaya göre, bu bitki türlerinin ortadan kalkması nedeniyle gelecekte birçok hastalığın tedavisi mümkün olmayabilir.

İSTANBUL - İlaçların yüzde 50’den fazlası bitkilerden üretilen kimyasallarla yapılıyor. Bir başka deyişle ilaç sanayisi, büyük ölçüde doğaya bağımlı. Doğadaki dengenin son yıllarda hızla bozulması sonucu bitki türleri yok oluyor, bu da ilaç sanayisini tehdit ediyor.

Uluslararası Botanik Bahçeleri Koruma Grubu’nun 120 ülkeyi kapsayan araştırması da bu tehdidin boyutunu gözler önüne seriyor. Zira araştırmaya göre, tıpta kulanılan 400 bitki yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Kanser ilaçlarının etkin bileşenlerinden porsuk ağacı, güz çiğdemi ve çeşitli manolya türleri bunlardan sadece birkaçı.

Bitkilerin yok olmasındaki ana etken gereğinden çok toplanmaları. Ormanların azalması da bir diğer faktör.

Araştırmacılar uyarıyor: “Gelecekte kanser, AIDS gibi hastalıkların tedavisi zorlaşabilir.”

Rapora göre, gelecekteki tıbbi buluşlar risk altında olduğu gibi bu durum, gelişmekte olan ülkelerde de olumsuz sonuçlar doğuracak. Dünyada hala 5 milyar insan, çareyi modern tıpta değil bitkilerden elde edilen geleneksel karışımlarda arıyor.


http://www.ntvmsnbc.com/news/433599.asp#storyContinues

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GRİP hastalığının doğal tedavisi

14/1/2008 · Kategori: hastaliklar

Bu tür hastalıkların iyileşmesi için kendi kendimize yapabileceğimiz başka şeyler yok mu?

Olmaz mı. Alınacak birkaç küçük tedbir yada yaşantımızda yapacağımız basit düzenlemeler hastalığın daha kolay ve çabuk geçmesine yardımcı olacaktır. Bunların başında grip ve soğuk algınlığında tedaviye ne zaman başlanması gerektiği gelir. Yaşadığınız o can sıkıcı belirtilerin bir kısmı doğal iyileşme sürecinin bir işareti ve savunma sisteminin hastalıkla mücadele ettiğinin kanıtıdır. Mesala ateş, bedeninizin mikropları normalden daha sıcak bir ortamda öldürmeye çalışması nedeniyledir. Normalden daha sıcak bir ortam mikropları öldüren proteinlerin kana daha çabuk ve etkili yayılmasını sağlar. Dolayısı ile orta dereceli bir ateşe bir iki gün tahammül ederseniz daha çabuk iyileşirsiniz. Aynı şekilde öksürük de iltihaplı balgamı dışarı atarak hastalığın akciğerde yerleşmesini engeller. Burun açan ilaçlar da bu bölgedeki kan damarlarını büzüştürerek kan akışını azaltır; bu da mikroplarla savaş için sıcak olması gereken burun ve boğazın soğumasına sebep olur.
Burnumuzu düzenli olarak temizleyerek salgıları geri yutmamak önemlidir. Fakat bunu yaparken çok zorlayarak mikrobun orta kulağa taşınmasına sebep olmamak gerekir. Bunun yanında tuzlu su ile burnun temizlenmesi hem tıkanıklığı açar hem de virus yada bakterileri ortamdan uzaklaştırır. Tuzlu su şu şekilde hazırlanabilir; 1 su bardağı ılık suyun içine ½ çay kaşığı tuz ve ½ çay kaşığı karbonat eklenir. Eritildikten sonra sıra ile her iki burun deliği bir damlalık yada burun pompası yardımı ile yıkanır.
Vücudu sıcak tutup istirahat etmek ona tüm enerjisini hastalıkla savaşmaya yöneltme fırsatı verir. Bir battaniyeyi üzerinize çekip yatmak yapacağınız en doğru harekettir. Bununla birlikte içeceğiniz sıcak içecekler tıkanıklıkların açılmasına yardımcı olur, susuz kalıp kurumanızı engeller, boğazınızı yumuşatır. Eğer burnunuz boğazınız tıkalıysa gece rahat bir uyku uyuyamazsınız. Papatya, nane, kuşburnu gibi bir bitki ile hazırlanan çayın içine bir tatlı kaşığı bal katıp tatlandırın; eğer içki içiyorsanız dört çorba kaşığı konyak ekleyin, içmiyorsanız yarım limon sıkın. Bunu yatmadan önce sıcak olarak içmek sizi rahatlatacaktır. Bu içeceğin oda ısısına gelmiş halini garagara için de kullanabilirsiniz. Sıcak buharlı bir duş almakta aynı şekilde üst solunum yollarını rahatlatarak, kaslarınızı gevşeterek iyileşmenize yardımcı olur.

Tahriş olmuş burun deliklerinin etrafına mentol, okaliptus yada kafur içeren merhemler sürmek hem burunu açar hem de tahrişi düzeltir. Bunların hepsinin de hafif yüzeyel uyuşturucu etkisi vardır; bu da burun çevresindeki acıyı geçirmekte faydalıdır. Sıcak yada soğuk uygulamak dolmuş sinusleri bir ölçüde rahatlatmakta faydalıdır. Bunun için buz torbaları yada sıcak su termoforları kullanılabilir. Fakat aşırı sıcak yada soğuğun cildi yaralamasına izin vermemek gerekir.


Gece rahat nefes almak için her zaman yatılandan daha yüksek yastıkla yatılması solunum yollarının açık kalmasına yardımcı olur. Bunun yanında mutlaka gerekmiyorsa hasta insanlar uçak yolculuğundan kaçınmalıdır. Uçuş sırasındaki basınç değişiklikleri hastalığın iyileşmesini geciktirip zorlaştırabilir. Uçmak çok gerekiyorsa üst solunum yolunu rahatlatıcı ilaçlar kullanmak yada sakız çiğneyip sık sık yutkunmak alınabilecek önlemlerdir.
Bazı yiyeceklerin grip ve soğuk algınlığı ile savaşta faydalı olduğu bilinir;
Bu gıdalardan bazıları aşağıdaki şekilde sıralanabilir;

• Çay: Siyah yada yeşil çayın içinde cathecin denilen fitokimıyasal madde vardır. Doğal bir antibiyotik ve ishal durdurucu olarak bilinir
•Dolmalık Biber: C vitamini deposudur.
•Kırmızı Biber: Salgıları yumuşatır
•Hardal ve yabanturpu: Solunum yollarındaki salgıları yumuşatır.
•Yabanmersini: İshali durdurur, ağrıları azaltır, ateşi düşürür
•Turunçgiller: C vitamini deposudur
•Kızılcık: Mikropların idrar yoluna geçmesini engeller
•Pirinç: İshali azaltır
•Soğan: Bronşit ve diğer enfeksiyonları giderdiği söylenen kimyasallar vardır.
•Muz: Mideyi rahatlattığı bilinir

Tavuk suyuna sıcak çorbanın grip tedavisindeki hikmeti sıcak olmasından, sulu olamasından, kolay sindirilebilmesinden, içinde bol miktarda değerli besinin bulunmasından gelir. Ama en önemlisi annemiz, babamız yada eşimiz tarafından o hastalık halinde en ihtiyaç duyduğumuz SEVGİ ve İLGİ ile hazırlanmış olmasıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!