MAKSAT MUHABBET

Kadınlarda Anemi

22/1/2008 · Kategori: beslenme bilgileri

Kadınlarda, kansızlık (anemi) büyük sorun

Kansızlık, yorgunluk, tırnaklarda beyazlık, sağlıklı insanlarda alt göz kapağı aşağıya çekildiğindeki kırmızı görüntünün beyaza yakın olması, cilt renginin kara sarı durması, nefes almada sıkıntı çekilmesi ile belirti veriyor.

ANKARA - Türkiye’de kadınların yarısından fazlasının kansızlık (anemi) problemi yaşadığını söyleyen Türkiye Aile Planlaması Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, kadınların yaşamları boyunca ciddi oranlarda kan kaybettiklerini belirterek, kansızlığın, adet düzensizliğine, gebe kalmada riske, kalp damar hastalıklarında artışa, kadının yaşam süresinin kısalmasına, iş ve yaşam performansında azalmaya neden olabileceğini kaydetti. Sağlık Bakanlığının bu konuda çok çalıştığını ifade eden Şatıroğlu, “Bakanlık, geçtiğimiz 3 yıl boyunca ücretsiz demir hapı dağıttı. Şunu belirtmek gerekir ki, doğru beslenildiğinde demir hapı kullanmaya gerek yok” diye konuştu.

Demirin, dokulara oksijen iletilmesini sağladığını anlatan Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, kadınların genellikle kandaki demir eksikliğine bağlı kansızlık problemi yaşadıklarını söyledi.

Prof. Dr. Şatıroğlu, kansızlık çeken kadınların dokularının yeterince beslenemediğini ve erken yaşlanma riski taşıdıklarını ifade ederek, “Kansızlık çabuk yorgunluk, tırnaklarda beyazlık, sağlıklı insanlarda alt göz kapağı aşağıya çekildiğindeki kırmızı görüntünün beyaza yakın olması, cilt renginin kara sarı durması, nefes almada sıkıntı çekilmesi ile belirti verir” diye konuştu.

Kadınların, özellikle adet dönemlerindeki kanamalarının şiddetine ve süresine dikkat etmeleri gerektiğini belirten Şatıroğlu, adet kanamalarının çokluğunun sağlıklı olmanın göstergesi olduğu yönündeki inanışların tamamen yanlış olduğunu söyledi. Şatıroğlu, 3-4 günden fazla devam eden şiddetli adet kanaması ve bu dönemlerde günlük 5’ten fazla ped kullanılması durumunda, en kısa zamanda kadın doğum uzmanına giderek muayene olmaları gerektiğini belirterek, “Bu kadının sağlığını tehdit eden bir durum. Bu durumda kadın, yediği içtiği her şeyi gereksiz yere dışarı atıyor demektir” dedi.

Şatıroğlu, kandaki hemoglobin oranının ortalama 14 olması gerektiğini, hemoglobin değerinin 6’ya düştüğü zamanlarda ayaklarda ve yüzde ödem görülebileceğini, uyku bozuklukları ve yorgunluk şikayetleri ile karşılaşılabilineceğini bildirdi.

“BEBEĞİN GELİŞİMİNİ ENGELLER”

Prof. Dr. Şatıroğlu, kansızlık sorunu yaşayan gebelerin, bebeğiyle paylaşacak kan miktarının da az olacağını belirterek, annedeki anemi nedeniyle bebeklerde de düşük doğum ağırlıklı doğma, gelişimleriyle ilgi sıkıntı ve sakat olma ihtimali bulunduğunu söyledi.

Kansızlık problemi olan kadının, gebe kalma ihtimalinin azaldığına, istediği zaman çocuk sahibi olma şansının düştüğüne işaret eden Şatıroğlu, aneminin, gebe olan kadınlarda düşük ve erken doğum ihtimalini artırdığını kaydetti.

Şatıroğlu, anne karnındaki bebeğin salgıladığı hormonların annede halsizlik oluşturduğunu ifade ederek, “Bunun üstüne bir de annenin anemi problemi yaşaması, annenin aşırı halsizleşmesine neden olur” diye konuştu.

“DOĞRU BESLENME KAN YAPIMINI ARTIRIR”

Doğru beslenme yöntemi ile kan yapımının artacağını belirten Şatıroğlu, şu önerilerde bulundu:
* Ispanak yemeği yapılırken acı suyu çıksın diye haşlandıktan sonra sıkılıp, suyu atılmamalı. Böyle yapıldığında sebzenin suyunda kalan tüm demir kullanılamadan atılmış oluyor.
* Demirden zengin makarna da az suda haşlanmalı, soğuk sudan geçirilmeden haşlandığı su ile tüketilmeli.
* Diyet programlarındaki gibi her şey haşlama ile yenmemeli. Türk mutfağı gayet besleyicidir, sadece yağ azaltılmalı, sebzeler tamamen öldürülmeden yarı çiğ yenmeli ve kendi suyu ile pişirilmeli.
* Özellikle şehir merkezlerinde sıkça tüketilen beyaz ekmek çok tercih edilmemeli. Bunun yerine bildiğimiz tam tahıllı köy ekmeği ya da yufka tüketilmeli.
* Çay ve kahve, yemeklerden hemen sonra içilmemeli. Bu, demirin emilimini engelliyor ve yemekte yenilen yiyeceklerdeki demir etkisiz hale geliyor. Çay ve kahve ya yemek yedikten 1-2 saat sonra tüketilmeli ya da yemekten önce içilmeli.
* Konsantre meyve suları yerine taze sıkılmış meyve suları içilmeli. Meyvelerin içindeki şeker yeterli olduğu için ayrıca tatlandırıcı konulmamalı.
* Yemeklerin tadına bakılmadan tuz dökülmemeli. Kişinin düşük tansiyon gibi sağlık sorunu olmadığı sürece, sebzelerin kendi tuzu yeterlidir. 2-3 gün yemekler kendi tuzunda yenildiğinde, damak o tada alışacak ve fazla tuz tüketimimin önüne geçilmiş olacak. Çünkü özellikle tuz ve şeker, yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı ve kolesterol açısından riski artırır.
* Keçiboynuzu, üzüm ya da dut pekmezinden, sabahları uyanır uyanmaz bir kahve fincanı dolusu içilmeli. Pekmezin içine, demirin emilimini artırmak için limon sıkılabilir ya da damak tadına göre biraz tahin konulabilir. Ancak, kansızlık problemi olan kişi aynı zamanda kalsiyum takviyesi alıyorsa ikisi aynı zamanda tüketilmemeli. Pekmezin içilmesinden 30-45 dakika sonra süt içilmeli.

Sağlık Bakanlığının bu konuda çok çalıştığını ifade eden Şatıroğlu, “Bakanlık, geçtiğimiz 3 yıl boyunca ücretsiz demir hapı dağıttı. Şunu belirtmek gerekir ki, doğru beslenildiğinde demir hapı kullanmaya gerek yok” diye konuştu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/418181.asp

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Şişkinliğin Nedenleri

21/1/2008 · Kategori: beslenme bilgileri

Gaz sorunu can sıkıcı bir problemdir. Ancak, yediklerinize dikkat ederek bunun üstesinden gelebilirsiniz

İSTANBUL - Mayo Clinic Health Letter’ın Ocak sayısında yayımlanan bir çalışmada, şişkinliğe neden olan bazı yiyecekler şu şekilde sıralanıyor...

 

Süt ürünleri
Süt ürünlerinin içinde bulunan laktoz, gaz oluşumunun başlıca nedenlerinden biridir. Laktoz içermeyen süt ürünleri bu konuda yardımcı olabilir. Ayrıca, yoğurt veya eski peynir, süt ürünlerinden rahatsız olan pek çok kişide problem oluşturmuyor.

* Bazı sebzeler
Soğan, turp, lahana, kereviz, havuç, brüksel lahanası, brokoli, karnabahar, ve kuru fasulye gibi sebzelerin içinde bulunan bazı karbonhidratlar, gaz üretimine neden olabiliyor. Simetikon içeren ürünler bu konuda çözüm olabilir.

* Aşırı meyve şekeri
Kuru erik, kuru üzüm, muz, elma, kayısı, veya kuru erik, üzüm ve elmadan yapılan meyve suları, gaza neden olabilir.

* Aşırı lif
Öncelikle yüksek oranda lif içeren yiyeceklerin tüketimine son verip, daha sonra aşamalı olarak bu gıda maddelerini diyetinize ekleyerek, bedeninizin lifli yiyecekler konusunda tolerans gösterdiği en son miktarı bulabilirsiniz.

* Bazı tatlandırıcılar
Şeker içermeyen çikolataların ve şekerlemelerin yapımında kullanılan, sorbitol, mannitol, ve ksilitol gibi tatlandırıcılar, bazı kişilerde ishale neden olabilir.

* Yağlı yiyecekler
Yağda kızartılmış yiyecekler, yağlı etler ve bazı soslar şişkinliğe neden olabilir.

* Asitli ve içkili içecekler
Bu tür içeceklerden uzak durmak, gaz üretiminin azalmasına yardımcı olabilir.

 

http://www.ntvmsnbc.com/news/433473.asp#storyContinues

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şeker’i azdıran mutfak kültürü

21/1/2008 · Kategori: beslenme bilgileri

Mutfak kültürü diyabete yön veriyor. Türkiye’de diyabet hastalığının ortalaması yüzde 7-8 olmasına rağmen bu oran bol tatlı tüketilen güney illerinde yüzde 13’lere çıkıyor.

 
 Diyabetin en fazla Doğu Akdeniz ile Güneydoğu Anadolu’da görüldüğünü söyleyen Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Edip Uçar, hayvansal gıdaların çok tüketilmesi ve tatlı yeme alışkanlığıyla hareketsiz yaşamın diyabeti tetiklediğini söyledi.

 

Türkiye’de diyabet hastalığının ortalamasının yüzde 7-8 olduğuna işaret eden Yrd. Doç. Edip Uçar, şunları kaydetti:
“Bu alanda lider iller genellikle doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden çıkıyor. İlk sırayı yüzde 13 ile Şanlıurfa alırken, 5’inci sıradaki Hatay’da bu oran yüzde 10,1. Diyabet hastalığı büyük oranda genetik olarak görülür. Gençlerde ve çocuklarda görülen diyabet hastalığı ise ırsi değil. Çoğunlukla kilolu, orta yaş ve üstü olanlarda görülür. Bu bölgede beslenme alışkanlığından kaynaklanan bir diyabet yoğunluğu var. Karbonhidratlı tatlı grubunun (künefe, kadayıf gibi) ve sakatat gibi hayvansal gıdaların çok tüketilmesi, hareketsiz yaşam sürülmesi diyabeti tetikliyor.”

“TÜM ORGANLARI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Uçar, diyabetin kronik bir hastalık olduğunu; söz konusu bölgeler başta olmak üzere risk grubundakilerin titizlikle incelenerek, önlemler alınması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bizim için en önemli nokta, şeker hastalarının tedavisinde zorlanıyor olmamız. Hastanın, bu hastalıkla yaşamayı bilmesi gerekir. Bu hastalık kronik olduğu için tamamen yok olması söz konusu değil. Amaç, hastaya daha kaliteli ve sağlıklı yaşam sunabilmek. Bunun için de hastanın kontrollere zamanında ve sürekli gelmesi gerekiyor. Şeker hastalığının vücutta etkilemediği organ yok. Her damarı, her siniri etkiler. Özellikle göz ve böbreklerde büyük hasar bırakmakta.”

“ŞİKAYETİ OLMAYANLAR DA TAHLİL YAPTIRMALI”
Diyabetin, diyetisyen ve hastanın tedaviye birlikte karar verecekleri bir hastalık olduğunu vurgulayan Uçar, bunlardan birinin eksikliğinin diyabet tedavisinin başarısız olması anlamına geldiğini söyledi.

Hastalara diyabet eğitiminin iyi verilmesi ve daha geniş kitlelere ulaşılması halinde başarılı olunacağına dikkati çeken Uçar, “Her hastamıza insülini nasıl yapacağını, nasıl beslenmesi gerektiğini ve egzersizleri nasıl yapması gerektiğini anlatıyoruz. Ailesinde şeker hastalığı olanlar ya da kendisinde şeker hastalığı belirtileri olanlar mutlaka bir sağlık merkezine başvurup kan şekeri ölçümlerini yaptırmaları gerekiyor. Hiçbir şikayeti olmayanların bile yılda en az bir kez ölçüm yaptırmaları gerekli. Ailede diyabet hastalığı varsa belirti olmasa bile 6 ayda bir kan şekeri ölçümü ve şeker yükleme testi yapılması gerekir” dedi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dengeli Beslenme Kuralları

9/1/2008 · Kategori: beslenme bilgileri

Dengeli Beslenme Kurallari


Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, "Ben gerçekten aç mıyım" eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.
Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder.

Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: "Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su... .

Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, "Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum." Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.


Yediklerimiz Nasıl Harcanır?




3 dilim ekmek
79 dakika yürüyüş veya 45 dakika ev temizliği

Kaşarlı tost
18 dakika jimnastik veya 11 dakika ip atlama

100 gr. pastırma
125 dakika kayak veya 36 dakika ev temizliği

1 kase mercimek çorbası
44 dakika yürüyüş veya 12 dakika ip atlama

1 tabak patlıcan musakka
28 dakika jimnastik veya 36 dakika ev temizliği

1 cheesburger
65 dakika jimnastik 39 dakika ip atlama

1 tabak zeytinyağlı barbunya
160 dakika kayak veya 80 dakika yürüyüş

1 adet muz
25 dakika yürüyüş veya 50 dakika kayak

1 dilim üzümlü kek
17 dakika jimnastik veya 22 dakika ev temizliği

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Diyette Tatlı Krizleri

7/1/2008 · Kategori: beslenme bilgileri

Neden tatlı yemeye ihtiyaç duyarız? Diyetteyken canımız tatlı yemek istedğinde ne yapmalıyız?
 

Günlük enerji ihtiyacımızı temel besin öğeleri olan karbonhidrat, protein ve yağlardan karşılarız. Öğünlerde tüketilen karbonhidratlı besinler sindirim metabolizmasında glikoza (şekere) dönüşerek emilimi tamamlar ve kana geçer.

Glikoz öncelikle beynin ilk enerji kaynağıdır. Ancak tüm metabolizma ve organlar tarafından kullanılır. Vücudun ihtiyacı olan glikozu (yani şekeri) doğal olarak meyvelerden (meyve şekeri olan fruktozdan), emilimi daha uzun süren ve kan şekerini hızlı yükseltmeyen tahıllardan (kepekli pirinç, kepekli makarna, bulgur), süt şekerinden (laktoz), kurubaklagillerden ve karbonhidrat bakımından zengin olan bazı sebzelerden (bezelye, patates gibi) elde ederiz.

Vücudun şekere ihtiyacı var mı?
Vücudun sofra şekerine ihtiyacı yoktur; gün içinde alınan besinlerle şeker ihtiyacı karşılanabilmektedir. Şekerleme, tatlı, pasta ve kurabiyelere yani basit şeker içeren yoğun karbonhidrat ağırlıklı besinlere ihtiyaç yoktur. Düzenli olarak beslenen ve öğünlerini vaktinde yapan kişilerde kan şekeri dengesi kurulduğu için tatlı yeme eğilimi çok daha az görülür.

Yeterli ve dengeli beslenmeyen kişilerde tatlı ihtiyacı daha fazla oluşabilir. Vücut uzun süreli açlıktan sonra boşalan depoları doldurmak için ilk olarak yüklü miktarda karbonhidrat ve şekere eğilim gösterir. Alınan yüksek miktardaki kalorili besinin bir kısmı şeker depolarını bir kısmı da yağ depolarını doldurur. Bu nedenle gün içinde yeterli miktarda kalori almaya, asla öğün atlamamaya ve karbonhidrat, protein, yağ alımının dengeli olmasına dikkat etmek gerekir. Öte yandan psikolojik faktörler de tatlıya eğilimi yükseltir. Regl dönemine giren kadınlar, yoğun çalışanlar, stresi yüksek olanlar kendilerini tatlı yiyerek mutlu etmek isterler.

Şeker hastalığının belirtisi mi?
Sabah kahvaltı yapmayı sevmeyen, öğlenleri genellikle hafif ve hızlı besinlerle geçiren ya da öğün atlayan, ara öğünlerini yapmayan kişilerde genellikle akşam tatlı krizleri görülür. Bu krizler reaktif hipoglisemi denilen pankreastan insülinin aşırı ve düzensiz salgılandığı bir sağlık probleminin işaretleri olabilir.

Reaktif hipoglisemi ilerde görülebilecek olası bir şeker hastalığının göstergesi olabilir. Beslenme alışkanlığınız bu şekildeyse ve akşamları tatlı eğiliminiz görülüyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalısınız.

Regl dönemlerinde diyeti bozan tatlı krizlerinin asıl nedeni ise östrojen hormonunun vücutta azalmasıdır. Östrojen kadına özel bir hormondur. Serotonin ve endorfin gibi hormonların üretimini artırır. Regl döneminde azalan östrojen hormonu kan şekerindeki düşme eğiliminin artmasına, iştahınızın uyarılmasına neden olur.

Özellikle bu dönemde az az ve sık sık beslenmeye özen göstermeli, glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmeli, sıvı tüketimini artırmalı, bitki çaylarınızda kabuk tarçın ve karanfil kullanarak aromasal tadı eksik etmemelisiniz. Regl öncesi dönemde dengeli beslenmeye dikkat ederek tatlı krizlerinizin önüne geçebilirsiniz.

Tatlı isteğini bastırmak için neler yapmalı?
Az az ve sık sık beslenmeli, öğünler atlanmamalı. Atlanan öğünlerde kan şekeri düşer ve ardından alınan ilk besinle kan şekerinin hızla yükselmesi görülür. Bu durumda tatlı krizleriyle karşılaşılır.

Sıvı alımı artırılmalı. Kişiler açlık hissettiği anların birçoğunda susuzluk yaşıyor olabilir. Bu nedenle tatlı krizlerinde ilk olarak su ve bitkisel çaylara yönelerek tatlı yemenin önüne geçilebilir.

Kriz anları light sütlü kafeinsiz kahvelerle atlatılabilir. Süt yüksek oranda protein içermesi nedeniyle tokluk yaratır.

Tatlı ihtiyacınızı meyveyle karşılayabilirsiniz
Meyve şekeri beyaz şekerden farklıdır. Meyve şekeri olan fruktoz, vitamin ve minerallerle birlikte bulunur. Beyaz şekerde bulunan sakkaroz vücuda yabancı bir maddedir ve emilimi çok hızlıdır. Bu hızlı emilim, kandaki şekerin düşmesine neden olur. Kan şekeri düşünce insan çabuk yorulur, tekrar yeme isteği oluşur. Kişi kendini halsiz hisseder. Beyaz şeker ve şekerli besinler yerine meyve şekerinden ya da esmer şekerden faydalanmak daha sağlıklıdır. Ayrıca tatlı ihtiyacını bastırmak için hazır meyve suları yerine taze sıkılmış meyve suları tercih edilmeli.

Meyveli yoğurtlar, light süt ve tatlandırıcı ile yapılan dondurmalar, tatlılar kriz anlarının sağlıklı atlatılmasına yardımcıdır.

 

http://www.ekolay.net/kadin/ana_detay.asp?PID=377&haberid=520545

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Besleyici ve Ucuz Besin Seçimi

18/12/2007 · Kategori: beslenme bilgileri

Her grup için pahalı ve ucuz besinler vardır. Örneğin; et, yumurta ile kuru baklagillerden çok daha pahalıdır. Gereksinmemiz olan protein, yumurta ve kuru baklagillerden etten çok daha ucuza sağlanabilir.

 
Düşük gelirli aileler enerji ihtiyaçlarını karşılamak için daha ucuz olan tahılların yanında bir miktar kuru baklagil ve yumurta satın alarak diyetlerini enerji ve protein yönünden dengeli duruma getirebilirler. Yeşil yapraklı sebzeler vitaminlerin bir çoğu ve bazı minerallerden yana zengindir. Yeşil yapraklı sebzeler tercih edilmelidir. Meyvelerden elma, muz değerindedir. Fakat fiyatı çok daha ucuzdur. Yine sebze ve meyveleri satın alırken turfanda olanları satın almak israftır. Bunun yerine mevsim sebze ve meyveleri tercih edilmelidir. Mevsimlik sebze ve meyveler turfanda olanlardan ucuz, daha lezzetli ve daha besleyicidir.
 
            Satın alınacak besine ödenecek parayla besleyici değeri arasında ilişki aranmalıdır. Besleyici değeri yüksek, fiyatı ucuz olan tercih edilmelidir. Aşağıda birbiri yerine kullanılabilecek besinler gösterilmiştir:
 
o       Süt, gazlı içeceklerden besleyicidir, fiyatı daha ucuz veya aynıdır.
o       Pekmez, baldan besleyicidir, fiyatı daha ucuzdur.
o       Elma, muz değerindedir, fiyatı daha ucuzdur.
o       Yapraklı marul, göbeklisinden besleyicidir, fiyatı daha ucuzdur.
o       Bulgur, pirinçten besleyicidir, fiyatı daha ucuzdur.
o       Ekmek, galeta - grissini ile aynı değerdedir, fiyatı daha ucuz veya aynıdır.
o       Lor peyniri, kaşar peynirinden daha besleyicidir, fiyatı daha ucuzdur.
o       İstavrit, lüfer değerindedir, fiyatı daha ucuzdur.
o       Yumurta, et değerindedir, fiyatı daha ucuzdur.
  • Mercimek, et kadar besleyicidir, fiyatı çok daha ucuzdur.
  • Mevsimlik sebze ve meyve, turfanda sebze ve meyveden daha besleyicidir, fiyatı daha ucuzdur.

Diyetisyen M.Turgay KÖSE

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ekmek deyip geçmeyin!!!

18/12/2007 · Kategori: beslenme bilgileri

Yulaf IN Bugday OUT mu oldu?
 
Son günlerde ekmek çeşitlerinde olan artış birçok kişinin kafasını karıştırmaya başladı. Ekmek, kepekli ekmek, tam buğday ekmeği, tahıllı ekmekler derken raflarda yerini alan yulaflı ve çavdarlı ekmekler birden ekmekler dünyasında gerçekleşen popülerlik savaşında galip konuma geçtiler. Ülkemizin birçok kısmında hala en sağlıklı ekmek kepekli ekmek olarak biliniyor olsa da, yapılan yeni bilimsel çalışmalar yulaf ve çavdar ekmeğinin diğer ekmeklerin pabucunu dama attığını gösteriyor.
 
EKMEKLERİ YAKINDAN TANIYIN…
 
Beyaz Ekmek: Soframızda en sık yer alan ve beyaz buğday unundan yapılan ekmek çeşididir. Buğday ununun mayalanması ile yapılan beyaz ekmeğin diğer ekmeklerden temel farkı, yapımında rafine edilmiş buğday ununun kullanılıyor olmasıdır. Tahıl ürünleri rafine edildikçe posa ve vitamin içerikleri azalır. Buna bağlı olarak tahıl ürünlerinin sağlık açısından yaratıları olumlu etkilerde azalır. Beyaz ekmeğin glisemik indeksi diğer ekmeklere nazaran daha yüksek olduğundan ötürü kan şekerini daha hızlı yükseltir ve daha hızlı düşürür. Bunun yanı sıra, diğer ekmek çeşitlerine göre daha kısa süre tokluk sağladığı bilinir. Diğer ekmek çeşitlerine göre daha az sıklıkta tercih edilmesi sağlık açısından daha olumlu olacaktır.
 
Kepekli Ekmek: Genellikle rafine edilmiş buğday ununa sonradan eklenen ham kepeğin karıştırılması ile elde edilen kepek ekmeği, her ne kadar beyaz ekmeğe kıyasla sahip olduğu düşük glisemik indeksi ve yüksek posa değeri ile avantajlı konuma geçse de, aslında durum tam olarak görüldüğü gibi değildir. Ham kepek içerdiği fitatlar nedeni ile vücutta kalsiyum, demir ve çinko gibi bazı minerallerin etkin kullanılamamasına neden olur. Bu nedenle tam tahıl ekmeklerinden daha sağlıklı değildir. Ayrıca sık yapılan beslenme hatalarından biri de, çocuklara kilo almasın diye kepekli ekmek verilmesidir. Büyüme ve gelişme çağındaki kişilerde minerallerin etkin kullanılabilmesi için kepekli ekmek tüketiminden kaçınılması gereklidir.
 
Tam Buğday Ekmeği: Rafine edilmemiş olan buğday unundan (tam buğday unu) yapılmış olan tam buğday ekmeğinin beyaz ekmekten ve kepekli ekmekten daha farklı ve sağlıklı olduğu bilinir. Kepekli ve beyaz ekmekte olmayan vitaminlerden zengin buğday özü tam buğday ekmeğinde vardır. Tam buğday ekmeğinin sağlığa birçok faydası olduğu bilimsel çalışmalarda defalarca gösterilmiştir. Kalori yoğunluğunun daha az olması ve içerdiği posanın sindirim sisteminde dolgunluk yaratarak daha uzun bir süre tokluk hissi sağlaması, tam buğday ekmeğinin zayıflamak isteyen bireyler tarafından tercih edilmesinin nedenleridir. İçerdiği posa ve sahip olduğu düşük glisemik indeks nedeni ile tam buğday ekmeği kan şekerinin daha dengeli olmasını sağlar. Bu nedenle şeker hastalarının dostudur. İçerdiği çözünmez posa ile kabızlıktan koruyan ve barsak kanserlerine yakalanma riskini azaltan bu ekmeğin kan kolesterolü üzerinde de olumlu etkiler yarattığı bilinir. Fakat çözünür lif içeriği tam buğday ununda yüksek oranda olmadığından ötürü bu etkisi yulaf ekmeğine göre daha azdır. Ekmek çeşitleri içerisinde olumlu sağlık etkileri en yüksek olanlardan bir tanesidir.
 
Tam Çavdar Ekmeği: Tam buğday unu ile çavdar ununun veya tanelerinin karıştırılarak üretildiği ekmek çeşididir. Kilo kontrolünde, kan şekerinin dengelenmesinde, kalp sağlığının korunması, kabızlığın önlenmesi ve barsak sağlığının korunmasında tam buğday ekmeği ile benzer etkiler gösterir.
 
Yulaf Ekmeği: Genellikle tam buğday unu ile yulaf kepeğinin karıştırılması ile üretilen yulaf ekmeğinin kendine has lezzeti gibi kendine has sağlık yararları da vardır. Yulaf, diğer tahıl ürünlerine nazaran daha yüksek oranda çözünür lif içerir. İçerdiği beta-glukan adlı çözünür lifin kalp sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu bilimsel araştırmalarca da kanıtlanmıştır. Kan kolesterolünün dengelenmesinde olumlu etkilere sahiptir. Yapılan birçok bilimsel çalışmada, yulaf ezmesi, unu veya kepeğinin kötü huylu kolesterol olan ve kalp sağlığını tehdit eden LDL kolesterolü azalttığı gösterilmiştir. Ayrıca Tip 2 diyabet (şeker) hastalarında da öğün sonrası kan şekerinin hızla yükselmesini engeller.
 
TERCİHİNİZİ DOĞRU YAPIN…
 
Ekmeğin sanıldığı gibi düşman olmadığını tam tersine vücudumuza enerji sağlayan karbonhidratların yeteri kadar alınmasında başlıca rolü üstlendiğini unutmadan beslenin. Her öğünde kişinin yaşına, cinsiyetine ve fiziksel aktivite durumuna göre ortalama 1-2 dilim ekmek tüketmesi gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Pilav, makarna, börek gibi tahıl ürünleri ve unlu gıdaların ekmek yerine geçtiğinin bilincinde olun ve bu tür yiyecekler sofranızda yer aldığında ekstra ekmek tüketmeyin. Sağlığınız için trendleri değil, uzmanları dinleyin. Keyifli bir yaşam için tam buğday veya tam çavdar ekmeği ile yulaf ekmeğini tercih edin. Haftanın yarısında tam buğday veya çavdar ekmeği diğer yarısında yulaf ekmeği tercih edebilirsiniz. Ya da öğünlerinizde tükettiğiniz dilimlerin yarısını tam buğday veya çavdardan diğer yarısının ise yulaf ekmeğinden oluşmasını sağlayarak beslenme zevkinizi farklı lezzetler ile ikiye katlamayı deneyebilirsiniz.
 
Beslenme programınız parmak iziniz gibidir, sadece SİZE özeldir… Sağlık ve sevgiyle kalın…
Diyetisyen N.Gizem ŞEBER
Nil Diyet

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sağlıklı Beslenmek İçin Neler Yemeliyiz?

8/12/2007 · Kategori: beslenme bilgileri

SAĞLIKLI BESLENMEK İÇİN NELER YEMELİYİZ?


Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diy
etik Bölümü Beslenme Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevinç Yücecan, günde 4-6 fincan yeşil çay tüketiminin, mide, özafagus, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağladığını belirtti.

Prof. Dr. Yücecan'ın, ''Sağlıklı yaşam sürecinde fonksiyonel besinlerin yeri ve önemi'' başlıklı yazısı, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye İrtibat Ofisi'nin internet sitesinde yayınlandı. Yazıda Prof. Dr. Yücecan, sağlık harcamalarındaki artışta en önemli etmenin hatalı beslenme alışkanlıkları olduğunu vurgulayarak, hatalı beslenmeye bağlı şişmanlık, koroner kalp hastalıkları, kanser, diyabet
, osteoporoz gibi sağlık sorunlarının tedavi maliyetinin çok yüksek olduğuna işaret etti.

Türkiye'de tüm ölümlerin ilk sırasında koroner kalp hastalıklarının geldiğini belirten Prof. Dr. Yücecan, kadın
lardaki kanser vakalarının yüzde 60'ının, erkeklerdeki kanser vakalarının ise yüzde 40'ının beslenme alışkanlıklarına bağlı olduğunu ifade etti.

Beslenme alışkanlıklarına bağlı kanserlerin başında meme, kolon ve mide kanserlerinin geldiğini kaydeden Prof. Dr. Yücecan, kanserin, dünyada ve Türkiye'de yetişkinlerde ölüm nedenleri arasında 2. sırada olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Yücecan, yazısında şunları kaydetti: ''Eğer beslenme alışkanlıkları düzeltilip, enerji dengesine uygun beslenme alışkanlığı sağlanırsa, fiziksel aktivite de fazlalaştırılırsa sadece şişmanlık değil, şişmanlığın tedavisi için yapılan harcamalar da büyük ölçüde azalabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlığı ve egzersiz, sağlığın korunması ve geliştirilmesi için çok önemlidir.''

Türkiye'de beslenmeye bağlı 
kronik hastalıklardan şeker ve kemik erimesinin görülme sıklığının da giderek arttığına işaret eden Prof. Dr. Yücecan, şeker hastalığının son 5 yılda erkeklerde yüzde 25, kadınlarda yüzde 14 oranında arttığını ifade etti.

FONKSİYONEL BESİNLER VE SAĞLIK

Sağlıklı beslenme için, doğal olarak içerdikleri fizyolojik aktif bileşenler ile sağlıklı beslenmeye katkıda bulunan fonksiyonel besinlerin önemine işaret eden Prof. Dr. Yücecan, fonksiyonel besinleri, sağlığı geliştirici, hastalık riskini azaltıcı etkiler oluşturduğu bilimsel olarak kanıtlanan besin bileşenleri olarak tanımladı.

Fonksiyonel besinlerin besin olarak kalması, kesinlikle hap veya kapsül şekline dönüştürülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Yücecan'a göre, bazı fonksiyonel besinler ve yararları şöyle:

-Tam buğday unundan yapılmış ekmek ve soya kalp hastalıklarında azalma sağlıyor.

-Havuç, kanser riskini azaltıyor, brokoli, lahana, brüksel lahanası akciğer, mide, kolon kanserlerinde azalmaya neden oluyor.

-Soğan, pırasa ve elma, kalp hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor.

GÜNLÜK KULLANIM ÖNERİLERİ

Bazı fonksiyonel besinlerin sağlık için önerilen günlük ortalama tüketim düzeyleri ise şöyle:

-Günde 4-6 fincan yeşil çay, mide, özafagus, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağlıyor.

-Günde 25 gram alınan soya
proteini, LDL kolesterol (kötü huylu kolesterol) düzeyinde düşmeye neden oluyor. Günde 60 gram tüketilmesi halinde ise menopoz semptomlarında azalma sağlıyor.

-Sarımsak
kan basıncını düşürüyor, günde alınan 1 diş sarımsak kolesterol düzeyinde düşmeye neden oluyor.

-Günde 5-9 porsiyon sebze ve meyve tüketimi kolon, meme, prostat
gibi kanser türlerinde azalmaya neden oluyor ve kalp ve damar hastalıklarının riskini azaltıyor.

kaynak:http://www.diyadinnet.com/ 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::